16 Ekim 2014 Perşembe

İnternet Tükeniyor! Ama Neyse ki Yenisi Hazır

Bundan 30 yıl kadar önce, internet kav-
ramı henüz yeni yeni şekillenmeye
başlamışken internet üzerindeki kaynak-
ların adreslenmesi üzerine bir çalışma ya-
pılması gerekiyordu. Bu çalışmaların so-
nucu olarak 1981 yılında bugün hâlâ kul-
lanımda olan IPv4 protokolü ortaya çıktı.
IPv4, yerel ağ ve internet üzerinde yer alan
her türlü aygıtın varlığını belli etmek ve
diğer kaynaklarla iletişim kurmasını sağ-
lamak üzere bir IP (Internet Protocol– İn-
ternet Protokolü) adresine sahip olması-
nı öngören ve yaygın kullanıma girmiş ilk
düzenleyici protokoldü.
Fakat internetin özellikle 1990’lardan
sonra büyük bir hızla yaygınlaşması, farklı
bir problemi gündeme getirdi: IPv4 ile sağ-
lanan adres çeşitliliği bu genişlemeyi uzun
süre taşıyabilecek şekilde tasarlanmamıştı.
IPv4 toplamda 32 bit, yani yaklaşık 4 mil-
yar farklı IP adresine izin veriyordu. Bu
1981 yılı perspektifinden bakıldığında ula-
şılması güç bir rakam olarak değerlendi-
rilmiş olsa gerek. Ancak internete bağla-
nan kişi sayısının artması, internet siteleri-
nin çeşitlenmesi, internete sürekli bağlı ay-
gıt kavramının ortaya çıkması ve mobil in-
ternet erişiminin yaygınlaşması, bu mik-
tarın öngörülenden çok daha hızlı tüken-
mesine neden oldu. Neticede IANA (Inter-
net Assigned Numbers Authority- İnternet
Atanmış Numaralar Otoritesi), Ocak 2011
itibariyle IPv4 adres bloğunun % 97’sinin
tükendiğini ve elinde sadece 120 milyon ci-
varında adres kaldığını açıkladı.
Adres darlığı sorunu
nasıl çözülecek?
Neyse ki mevcut IPv4 adreslerinin tü-
kenmesi, internetin de tükendiği anlamı-
na gelmiyor. 1990’ların başından itibaren
IPv4’ün mevcut şekliyle ağ üzerindeki kul-
lanılabilir adres sayısını genişletemeyece-
ğini gören araştırmacılar, IPv6 adını ver-
dikleri yeni bir standart geliştirmeye ko-
yuldular. 2000’li yılların başından itiba-
ren hazır hale gelen bu yeni standart za-
manla işletim sistemleri, ağ altyapıları ve
ağa bağlanan aygıtlar üzerinde yaygınlaşmaya başladı.
IPv6 ile gelen büyük yeniliklerin başın-
da genişletilmiş adres aralığı geliyor. IPv4
32 bit adres aralığına sahipken, IPv6 128
bit, yani 2
128
adet bağımsız adres atayabilme özelliğine sahip. Bu hayli büyük bir ra-
kam (340.282.366.920.938.463.463.374.60
7.431.770.000.000 adet). Bunun yeterlili-
ğiyle ilgili şöyle bir örnek veriliyor: Bu ye-
ni adresleme sistemiyle dünyada yaşayan
her bir kişiye yaklaşık 50 oktilyon (50.00
0.000.000.000.000.000.000.000.000 adet)
farklı IP adresi atamak mümkün. Diğer bir
deyişle yeni adresleme sisteminin, en azın-
dan kapasite olarak bakıldığında zamanın
aşındırıcı etkisine karşı bir hayli dirençli
olduğu görülüyor.
Tabii IPv6’nın getirecekleri sadece ad-
res genişlemesi sorununu çözmekten iba-
ret değil. Örneğin IPv4 protokolünün ad-
res darlığı sorununu hafifletmek için ara
çözüm olarak geliştirilen ve ev ağınıza
bağlı tüm aygıtların tek bir IP adresi üze-
rinden internete çıkmasını sağlayan NAT(
Network Address Translation
- Ağ Adresi
Çözümleme) gibi teknolojiler de IPv6 ile
birlikte gereksiz hale gelecek. Bunun yanı
sıra IPv6, güvenlik ve birlikte çalışabilirlik
gibi konuları iyileştirmek üzere de bir ta-
kım yenilikler içeriyor.
IPv4 adresleri
bitince ne olacak?
Dünya IPv4 adreslerinin bu hızla gider-
se kısa zamanda tükeneceğinin uzun za-
mandır farkındaydı, ancak bu konuyla ilgi-
li somut adımlar ve IPv6 destekli altyapıla-
rın yaygınlaştırılmasına dair çabalar ancak
2008 yılından sonra hızlanmaya başladı. Şu
an Türkiye de dahil olmak üzere dünyanın
hemen her yerinde ağ altyapılarını IPv6
standardına uyumlu hale getirmek üze-
re çalışmalar devam ediyor. Fakat bu çalış-
maların her yerde aynı hızda devam ettiği-
ni söylemek mümkün değil. Ayrıca mevcut
işletim sistemlerinin hemen hemen hepsi
IPv6 protokolünü desteklemekle birlikte,
kullanımda olan çoğu ağ cihazı henüz bu
protokolü desteklemiyor. Bu da IPv6’nın
IPv4’ün yerini almasını değil, onunla para-
lel olarak uygulanmasını gerektiriyor.
Şimdi gelelim asıl soruya: IANA, elim-
deki adresler 8-9 aya kadar tükenecek, di-
ye bir açıklama yaptı. Peki IPv4 adresleri
bitince ne olacak? Öncelikle 2012 yılından
itibaren sadece IPv6 protokolü üzerinden
erişilebilen bir takım aygıtların ve servis-
lerin piyasaya çıktığını göreceğiz. Eğer sa-
dece IPv4 protokolü kullanan bir aygıt ve-
ya ağ üzerinde kalırsanız, altyapınız veya
aygıtlarınız yenilenene kadar bu yeni ser-
vislere erişebilmek için özel ağ geçidi hiz-
metlerini kullanmanız gerekecek

13 Ekim 2014 Pazartesi

Mutfağınız eczaneniz olsun

Mutfağınız eczaneniz olsun

Sağlık deposu olarak adlandırılan meyve, sebze, süt ürünleri veya balığın hangi önemli maddeleri içerdiklerini biliyor musunuz?

En çok kış aylarında ihtiyaç duyarız besin değeri yüksek olan gıdalara. Grip virüsleri, zorlu hava koşulları bedenimizin savunmasız kalmasına neden olur. Rutin kış hastalıklarına yakalanmamak ve vücudunuzun direncini artırmak için mutfağınızdaki cevherlerden yararlanın.

Meyveler:

Elma
Ona kısaca meyvelerin sağlık pınarı veya meyvelerin kraliçesi diyebiliriz. Günde 1 – 2 elma yemek sağlık açısından oldukça yararlı.
Besin değeri: Bol miktarda C vitamini ve potasyumun yanı sıra elmada daha birçok yararlı besin değeri bulunuyor. Bunların başında organik asitler, eterik yağlar ve petkin geliyor. Petkin vücudu toksinlerden arındırır, kolesterolü düşürür ve şekeri dengede tutar. İçerdiği maddeler bakterilerin vücudunuzu etkilemesini önler.
Önerimiz: Elmayı daima kabuğuyla yiyin. Çünkü vitamin ve değerli maddeler kabuğun altındaki kısımda bulunuyor.


Portakal
Portakal için 'tanrıların armağanı' denir. Bu iddianın gerçeklik payı çok büyük. Çünkü yüksek miktarda beta karoten ve C vitamini içeren portakal, enfeksiyonlara karşı mükemmel bir koruma sağlıyor. Ayrıca portakalın beyaz etinde ve kabuğunun altında kanser ve kalp krizi riskini azaltan maddeler bulunuyor.
Besin değeri: C vitamini ve selenyum açısından çok zengin olan portakal, stres ve ateşli hastalıklara iyi geliyor.
Önerimiz: Sıvıyağ veya margarin sürülmüş ekmek eşliğinde tüketin. Böylece vitaminin vücut tarafından alımı kolaylaşır.


Üzüm
İster meyvesini tüketin ister suyunu, üzüm daima sağlık açısından yararlı ve bol bol tüketilmesi gereken bir meyve.
Besin değeri: Potasyum, demir ve bol miktarda magnezyum içerir. Bu maddeler fiziksel ve ruhsal açıdan enerji verir.
Önerimiz: Üzümleri sıcak suyla iyice yıkayın. Ancak bu şekilde üzerine yapışan tarım ilaçlarından arındırabilirsiniz


Mango
Sarı ve turuncu arasında değişen bu hoş kokulu meyvenin tadına en çok olgunken varabilirsiniz. Mümkün olduğunca çiğ olarak tüketin.
Besin değeri: C vitamini, Provitamin A ve B vitamininin tüm türlerini içerir. B vitaminleri sinirler, cilt ve saçlar için çok yararlıdır.
Önerimiz: Buzdolabında saklamayın. Oda sıcaklığında olgunlaşmasını bekleyin.

Limon
Limon asidi yönünden zengin olan bu meyve, hazmı kolaylaştırır. Olgunlaşmış limonun suyu ise kalbi güçlendirir.
Besin değeri:C vitamini, magnezyum ve bakır içerir. Soğukalgınlığı ve strese karşı birebirdir.
Önerimiz: C vitamini oranı daha yüksek olduğundan iyice sararmış olan limonları almayı tercih edin.

Sebzeler:

Brokoli
Kansere iyi geldiği bilinen 10 sebze türü arasında birinci sırada brokoli bulunuyor. Bolca potasyum ve az miktarda sodyum içerdiğinden kalp ve böbrek hastalıklarına da iyi geliyor.
Besin değeri: Potasyum, demir, karoten ve kalsiyum içerir. Kemikleri ve bağışıklık sistemini güçlendirir.
Önerimiz: Sapları ile birlikte tüketin. Saplarında bağışıklık sistemini güçlendiren selenyum bulunuyor.


Domates
Kalorisi düşüktür. Vücudun fazla suyu atmasını sağlar ve tansiyonu düşürür. Uzmanlar, romatizmadan şikayetçi olanlara günde bir bardak domates suyu içmelerini tavsiye ediyor.
Besin değeri: Domateste anti oksidan etkisi gösteren A, C ve E vitamini bulunuyor. Strese iyi geldiği biliniyor. Ayrıca bol miktarda vitamin içerdiğinden kanseri önlediği de öne sürülüyor.
Önerimiz: Domatesle aynı oranda besin değerine sahip olduğundan bol miktarda ketçap da tüketebilirsiniz.


Enginar
İster haşlanmış olarak ister soslu veya sossuz; damak zevkine düşkün olanların ilacı enginar her türlü yenebiliyor. İçerdiği en önemli madde olan Cynara scolymus dalağın ve metabolizmanın daha iyi çalışmasını sağlıyor. Ayrıca enginar kolesterolü de düşürüyor.
Besin değeri: Cynara scolymus ve beta karoten. Romatizma, gut, obezite, yüksek kolesterol ve mide asidi gibi metabolizma rahatsızlıklarında olumlu etkileri var. Ayrıca mideyi de rahatlatıyor.
Önerimiz: Mideniz yağ hazmetmekte zorlanıyorsa, enginar yemeyi deneyin.

Kırmızı pancar Alternatif tıbba bakılacak olursa, kırmızı pancar mucizeler yaratıyor. Özellikle kırmızı pancar suyunun kansere karşı bire bir olduğu ileri sürülüyor. Bunun nedeni ise, vucüdu kanserden koruyan önemli maddeler içermesi.
Besin değeri: Folik asit, potasyum, mangan ve magnezyum. Ayrıca içeriğindeki demir ve bakır, kan yapımını destekliyor. Özellikle doğurganlık çağında bulunan kadınlar için önemli. Çünkü bu çağlarda folik asit eksikliği görülebiliyor.
Önerimiz: Besin değerini yitirmemesi için taze olarak tüketin.


Sarmısak
Yararlı asitlerin üretilmesini destekleyen sarmısağın faydalarını saymakla bitiremeyen Amerikalı uzmanlar, ona "mucizevi ilaç" ismini vermişler.
Besin değeri: Eterik bir asit olan alisin ve selenyum. Kan dolaşımını destekler ve dezenfekte edici özelliği vardır.
Önerimiz: Sarmısağı çok fazla pişirmeyin. Hafif sarı bir renge dönüşmesi uygundur. Aksi halde acı bir tat alır.

Baharatlar:



Zencefil
Hindistan ve Çin’de uzun süredir tedavi amaçlı kullanılıyor.
Besin değeri: Eterik yağlar içeriyor. Mide bulantısı ve özellikle hazımsızlık sorunlarına iyi geliyor.
Önerimiz: Zayıflatıcı özelliği vardır. Taze zencefili dilimleyip sıcak suda 7 dakika demlenmesini sağlayın. Ardından çay olarak tüketin.

Tarçın
Tarihe mal olmuş güzel kadınların aşk iksiri arasında mutlaka tarçın yer alırdı. Bu kadınlardan biri de Kleopatra. Anason, karabiber ve Hintcevizinin yanı sıra tarçın kullanmayı da ihmal etmezdi.
Besin değeri: Eterik yağlar. İştahsızlık, mide, karın ağrıları ve hazımsızlığa karşı iyi geldiği biliniyor.
Önerimiz: Ruh halini olumlu etkilediğinden kadınlara regl döneminden bir hafta önce tarçın tüketmeleri tavsiye ediliyor. Örneğin yulaf ezmesini tarçınla tüketebilirsiniz

Balık:

Somon balığı
Ne yazık ki günümüzde tatlı suda doğup sonra denizde yaşayan ve üremek için tekrar tatlı suya dönen yabani somon balığı bulunmuyor. Bunun yerine suni olarak üretilen somon balığı sunuluyor.
Besin değeri: D, B6 ve B12 vitamini, iyot ve potasyum içeriyor. Somon balığı bol miktarda yağ içerdiği halde, yüksek orandaki Omega 3 yağ asidi kanı sulandırıyor.
Önerimiz: Haftada 1 – 2 kez balık yiyin.

Yağ:

Zeytinyağı
Asırlardır bir sağlık kaynağı olarak kabul gören saf zeytinyağının kalp krizi riskini azalttığı ve kanseri önlediği biliniyor.
Besin değeri: Basit doymamış yağ asitleri ve bitkisel maddeler. Kolesterolü düşürür ve damar tıkanıklığına karşı korur.
Önerimiz: Sızma zeytinyağı vücut tarafından daha iyi değerlendirilir ve kan dolaşımını kolaylaştırır. Bundan dolayı sızma zeytinyağı tüketmeyi tercih edin.

Süt ürünleri:

Yoğurt
Kolay hazmedilir ve kalorisi düşüktür. 100 gr yoğurtta yüzde 1,5 yağ ve 44 kalori bulunuyor. Süt asidi, özellikle albümin hazmını kolaylaştırıyor.
Besin değeri: Albümin, kalsiyum ve A vitamini.Yoğurt bileşimi sayesinde hazmı destekliyor ve dengeliyor.
Önerimiz: Süt asidi bakterileri eklenmiş yoğurt türlerini her gün tüketmek bağırsakları güçlendirir.

Çerez:

Badem
Kadınlara özgü bir çerez olarak tanımlanıyor. Bunun nedeni ise; bademin hamileler için bir güç kaynağı olması ve kadınlara has bel ağrılarına çok iyi gelmesi. Bademin aynı zamanda cildi güzelleştirici etkisi de bulunuyor.
Besin değeri: E, B2 vitamini, magnezyum, kalsiyum ve mangan. Beden ve zihin yorgunluğunu gideriyor.
Önerimiz: Akşamdan bir bardak süte 5 adet badem atıp sabaha kadar bekletin. Sabah bademi tüketin. Mutlaka çok iyi çiğneyin. Aksi halde hazmedilmeden vücuttan tekrar atılır.

Kabak çekirdeği
Kabak çekirdeğini kavrulmuş veya kavrulmamış olarak temin edebilirsiniz. Bilimsel açıdan etkisi henüz tam olarak kanıtlanmadıysa da, kabak çekirdeği özellikle erkekler için biyolojik bir mucize olarak görülüyor.
Besin değeri: Albümin, magnezyum, çinko ve E vitamini. Prostat üzerinde olumlu etkileri olduğu gibi, aynı zamanda idrar yollarına da iyi geliyor.
Önerimiz: Cips yerine bunu çıtlatmayı deneyin.

Ya şundadır, ya bunda! Karar veremiyorum!

Ya şundadır, ya bunda! Karar veremiyorum!

Bir türlü karar veremiyor musunuz? Sürekli başkalarına danışıp sonra pişman mı olursunuz? Eş ve Aile Terapisti Lale Akat sorununuza bu yazıda yardımcı olmaya çalışıyor.

Biliyor musunuz özgürlüğün en zor tarafı karar verme zorunluluğudur. Başkalarının doğruları ile hareket etmek onların yolundan yürümek her zaman daha kolay gibi. En azından ben de herkes gibi yaptım diyebilir insan. Uyum içinde kendini bir süre daha güvencede hissedebilir. Sorumluluk taşımaya da pek gerek kalmaz. Sanırım birçok insan böyle yaşıyor. Sonra birden özel hayatımızla ilgili kritik bir durum yaşıyoruz ve karar vermek gerekiyor.
'Evet' dersem bir dolu şey geliyor başıma, 'hayır' dersem kapkara bir dünya ve boşluk mesela.


"Aslında böyle yapmamam gerek ama yapmazsam huzur bulamıyorum, müthiş bir kararsızlık - nedir bu bilmece, bu çıkmaz?"

Kendimizi yargılamak yararsız
Bir de üstüne kendimizi yargılamamız başlar. "Of, niye böyleyim, niye bilemiyorum nasıl karar vermem gerektiğini, aptal mıyım, neyim eksik?" "Başkaları nasıl karar veriyor, hiç can çekişmeden benim gibi? Niye cesaret edemiyorum", vs. vs.
Arkadaşlara, güvendiğimiz kişilere sorarız çaresiz kalınca "Sen olsan ne yapardın", ben bir türlü karar veremiyorum" şeklinde. Onlar da canı gönülden, anlatırlar, nasihatlar, örnekler verirler, kendi hayatlarından, ata sözlerinden, geçmişten, onun bunun başına gelenden.

Evet, doğru, siz de biliyorsunuzdur bunları, çok kereler düşünmüşünüzdür aynı şeyleri. Ama yine de tuhaftır içiniz - rahat değildir. Hak da verirsiniz onlara ama niye o kararı öylesine vermek doğal gelmez, kolay gelmez sizi rahatlatmaz! "Herkes için doğru olan benim için de doğru mu? Benim doğrumu bulmam için benim karar vermem gerekmez mi?"

Karar vermekten korkmayın!
Kararlarımız yaşantımızın kaçınılmaz parçaları. Sorumluluk taşıdığımız sürece verdiğimiz kararlar ile ister istemez hayatımızı belirli yollara yönlendiriyoruz.
İnsanların karar vermede karşılaştıkları en büyük sorun sonradan pişman olmamak ve yanlış bir şey yapmamak için kendilerini doğru karar vermeye zorlamaları oluyor.
İşte ben o yanlış karar kısmında durmanızı istiyorum. Kime göre yanlış olabilir kararınız? Evet bir sürü insan "Ayol çıldırdın mı?" diyebilir. Sebep, onların böyle bir karar almayacaklarıdır. Olabilir. Ama onlar siz değilsiniz. Sizin yaşamınız boyunca edindiğiniz deneyimler, sizin gereksinmeleriniz, sizi böyle bir karara itiyor olabilir. Ve bu sizin gelişiminiz için çok önemli bir yol olabilir. Diğerleri buralara gelmemiş olabilir, böylelikle sizin daha yaşamanız gereken yeni duygulara, yeni olaylara yeni deneyimlere şans vermeniz şart. Diyelim ki yanlış bir karar verdiniz. Hani o en korktuğunuz şey başınıza geldi. Bu ne ifade eder? Çok basit: Kendinizi daha yakından tanımanızı, tecrübe edinmenizi ve en önemlisi yeni sonucun, sizi yeni çözümler aramanız için zorlamasını. Evet en kötü ihtimaliniz.

Ben böyle istedim, ben sonuçlarına katlandım, ben her türlü duyguyu, aşk, sevinç, korku, umutsuzluk, acı, başarı, güven; evet hepsini yaşadım. Ben yaşadım diyebilmek!

Yanlış yapmaktan korkmayın
Sorumluluğu üstlenip, ne olursa olsun bir çözüm bulabileceğinize inanıp kendinize "Ben becerebiliyorum" diyebilme şansını verin.
Eğer karar verememe sürecinde çok bunalırsanız, en azından "Bugün karar vermeyeceğim, yarın karar vereceğim" diye karar verin!

Bir takım yeni zorluklara çözüm bulmak zorunda kalmanız, bunları mecburen çözmeniz ve başarı sağlamanız gerecek ve bu da sonuçta sizi daha güvenli ve mutlu bir insan yapacaktır.

Manevi değerler miniklere nasıl öğretilir?!

Manevi değerler miniklere nasıl öğretilir?!

Günümüzde manevi değerler gitgide daha fazla kıymetini yitiriyor. Yardımseverlik, başkalarını önemsemek, nezaket veya sorumluluk ifadeleri anlamsız kelimeler haline geldi. Peki bu durumda çocuklarımıza 'teşekkür ederim', 'birşey değil' demeyi ya da yalan söylememeyi nasıl öğreteceğiz? Kesin olan, doğru ve yanlışın ne olduğunu bilmeyen çocukların ileride zorluk çekecekleri.

Günümüzde manevi değerler gitgide daha fazla kıymetini yitiriyor. Yardımseverlik, başkalarını önemsemek, nezaket veya sorumluluk ifadeleri anlamsız kelimeler haline geldi. Peki bu durumda çocuklarımıza 'teşekkür ederim', 'birşey değil' demeyi ya da yalan söylememeyi nasıl öğreteceğiz? Kesin olan, doğru ve yanlışın ne olduğunu bilmeyen çocukların ileride zorluk çekecekleri.

Küçük Serra'nın kahvaltı tabağı bin parçaya bölünmüş halde mutfak zemininde duruyor. Anne - babası ona bunun nasıl olduğunu sorduğunda, onlara ilginç bir hikaye anlatıyor: "Yabancı bir çocuk mutfağa geldi ve tabağımı yere attı!" Ebeveynler endişeli, acaba minik kızları bir yalancı olma yolunda mı?


Çocukların bazen anne - babalarının istedikleri gibi davranmamaları, onların potansiyel birer suçlu olduklarını göstermez. Çünkü her çocuk bir değer sisteminin içinde büyümeli ve yetişkinlerin olaylara yaklaşım biçimlerinden kendi tecrübelerini edinmeli. Genelde yalan söyleyerek karşılarındaki insanın düşünce dünyasına girmeye çalışırlar ve ne yazık ki küçük çocuklar tüm insanların kendileri gibi düşündüklerini sanırlar. Yaklaşık 4 yaşından sonra diğer insanlardan farklı düşünceler geliştirirler. Uzmanlara göre; bilinç bu yaşta oluşmaya başlıyor. Bundan dolayı çocukların ilk yalanlarının bu 'roller oyunu'nun dönemine denk gelmesi bir tesadüf değil. Bu dönemde sadece başkalarının düşüncelerini benimsemekle kalmayıp aynı zamanda onların kişiliğine de bürünmeye çalışıyorlar. Baba - anne - çocuk dünyasında günlük olarak yaşananları daha sonra oyuncak ayılar, bebekler veya komşunun köpeği ile tekrar canlandırıyor ve bu yaşta uçsuz bucaksız bir hayal dünyasına sahip oluyorlar.

Çocukların ilk yıllarında sürekli onları eleştiren, zorla onları değiştirmeye çalışan ve onlara manevi değerler öğreten ebeveynlere ihtiyaçları yok. Çünkü istenilen sosyal düşünce ve davranış biçimini özümseyebilmek için kendilerini güvende hissetmeleri gerekir. Oldukları gibi sevildiklerini ve anlaşıldıklarını bilmeliler. Sürekli doğru olmayan davranışlarda bulunduğunu hisseden çocuk zamanla içine kapanır ve bir süre sonra artık erişilemez hale gelir. Bu, çocuğunuzun her şeyi yapmasına izin vereceğiniz ve üstüne bir de doğru olmayan davranışları için onu ödüllendireceğiniz anlamına gelmiyor.

Hemen tepki göstermeyin
Ebevenyler çocuklarına, yanlış bir şey yaptıklarında mutlaka uygun bir dille söylemeliler. Ancak yolunda gitmeyen şeyler için büyük hayalkırıklıkları yaşamak için henüz erken. Anne - babaların, çocuklarının davranışlarının bir suç değil de, bir gelişme safhası olduğunu bilmeleri onları rahatlatır. Her çocuk doğru davranmak ister. Hiçbir şey onun için anne - babası tarafından kabul görmek kadar önemli değildir. Tüm davranışlarını onları mutlu etmeye ve takdir almaya odaklar. Tabii buna karşılık onların hoşuna gitmeyecek her türlü eylemi de sakınır. Elbette bunların terbiyeli olmakla hiç ilgisi yok. Çünkü bu yaştaki çocukların davranışlarında henüz bir anlam mevcut değildir. Gelişim döneminin onlara getirdikleri çerçevesinde hareket ederler. Dünyaya karşı sınırsız bir merak içinde, elleri ile onu tanımak, ağızları ile onu kavramak isterler. İstenmeyen bir davranışın sonucunda gelen bir şaplağa veya başka bir cezaya karşı çocukta, davranışları ile annesinin elini bağdaştıran bir korku gelişir. Sonuç olarak, çocuk istenildiği gibi davranır! Ama onu anlayışla karşıladığınızı ve davranışını anladığınızı bu şekilde öğretemezsiniz.

Sizi örnek alırlar
İlk etapta anne - babanın oluşturduğu örnek, çocukların duygu ve düşüncelerini geliştiriyor. Otobüste giderken engelli bir kadının bindiğini görüp sizden yer istemediği halde yerinizden kalkıyorsanız, kişiliğinizi ortaya koymuş olursunuz. Bu davranış çocuğunuzun ileride yaşam biçimini belirlemesinde yardımcı olur. Elbette onun örnek alacağı tek insan siz değilsiniz, ama ilk yıllarında en önemli kişi siz olacaksınız. Düşünceleriniz ve davranışlarınız çocuğunuz tarafından özümsenir ve onda gelişir. Burada önemli olan ne kadar mükemmel olduğunuz değil, çocuğunuzun sizi gördüğü dünyada ne kadar dürüst ve tutarlı olduğunuzdur. İşte bu da onun görüp daha sonra benimseyeceği temel davranış biçimidir.

En iyi kriter sizsiziniz

İlk yıllarda, düşündükleriniz ve hissettikleriniz çocuklarınız için yol gösterici olacaktır. Çocukların çok hassas antenlere sahip olduklarını unutmayın: Söylediklerinizle, demek istedikleriniz uyuşmadığında bunu kolayca anlayabilirler.
Çocuğunuzu toz pembe bir gözlükle görmeye çalışın. Onun güzel yanlarına odaklanın, yolunda gitmeyen davranışlarını görmemeye çalışın. Sık sık ona, onu olduğu gibi sevdiğinizi ve kabul ettiğinizi gösterin. Manevi değerlerin temelini oluşturmak için, ona ilk yaşam yıllarında anlayış ve güven gösterin ve onu sınırsız sevin.
Ona yetişkinlerin değerler sistemine alışabilmesi için zaman tanıyın. Çocuğunuzu sevdiğiniz ve dikkate aldığınız takdirde sizin davranışınızı örnek alacaktır. Onu döverek veya başka türlü cezalar uygulayarak ancak tam tersini elde edebilirsiniz.
Önemli olan, manevi değerleri günlük yaşamınızda uygulamanız. Bir çocuk, ailesinde kimsenin diğerinin sözünü bölmediğini ve yanlış davranışların alay konusu olmayacağını görürse bu yaklaşımı benimser.
Büyüdükçe çocuklar arkadaşlarından ve televizyondan da etkilenmeye başlar. Öğrendiği bazı davranış şekilleri sizin vermek istediklerinizle örtüşmeyecektir. Bundan dolayı bu tarz faktörlerin etkilerini azaltmaya çalışın.

''Bir bardak daha istiyorum lütfen...''

Bu cümleyi bir çocuktan duymak harika, fakat maalesef nadir olan bir şey. İşte size çocuklarınızı daha fazla sıvı almaya teşvik edebilmeniz için birkaç ipucu.

Çocuklar oyuna daldıklarında her şey onlar için önemini yitirir. Su veya herhangi başka bir şey içmek akıllarının ucundan bile geçmez. Oysa her insan için olduğu gibi, çocukların da gün içinde yeterli miktarda sıvı almaları çok önemli. Çünkü sıvı eksikliği, çocukların kısa sürede yorgunluk hissetmelerine neden olur. Çocuklar ne kadar küçük olurlarsa, o denli sıvıya ihtiyaç duyarlar. Neden mi? İşte sebepleri:


Çocuk organizmasının yüzde 80'i sudan oluşur. Yetişkinlerde ise bu miktar yüzde 70'e düşer.
Çocukların toplam cilt yüzeyi, vücut oranlarına göre yetişkinlerinkiden daha büyüktür. Aynı durum çocukların akçiğerleri için de geçerlidir ve bu organlar üzerinden çok fazla sıvı kaybedilir.
Böbreklerin de metabolizmanın iyi çalışmasını sağlamak için bol miktarda sıvıya ihtiyaçları vardır.
Uzmanlar, çocukları sıvı almaya, su içmeye alıştırmak için birkaç öneride bulunuyor ve çocuk yaşlarda bol sıvı almaya alışanların ilerki yaşlarda da bu alışkanlıklarını devam ettirdiklerini vurguluyorlar.
Çocuklar her öğünde birşeyler içmeli. Bardak boşaldıkça siz doldurun. Su iştahı kapatır gibi laflara inanmayın. Sıvı ve özellikle su içmek çok sağlıklı ve gerekli.
Sadece öğünlerde değil, diğer zamanlarda da çocuklara sürekli içecek verin. Oyunları sırasında onlara birşeyler içmeleri gerektğini hatırlatıp serinletici veya sıcak içecekler ikram edin.
Çocuklar için en sağlıklı içecekler tabii ki öncelikle su, daha sonra doğal, katıksız ve şekersiz meyve suları, bitkisel çaylar. Suda bol mineral var, şeker ve kalori yok. Limonata ve kolada ise bunun tam tersi şeker, kalori ve kafein var. Kısacası çocuklarınıza bir iyilik yapın ve onları suya alıştırın.
Çocukların okulda geçirdikleri zaman için beslenme çantalarına sandviçlerinin yanı sıra mutlaka içecek de ilave etmeyi unutmayın. Birçok yerde çok pratik su şişeleri satılıyor, siz de mutlaka bir tane alın.
Çocuğunuza örnek olun. Çocuklar hep ebeveynlerini ve sevdikleri insanları taklit eder. Çocuğunuzla birlikte siz de bol bol su için. Sabahları kahvaltıda ve her öğünde masada su bulundurun.

ZİHİN AÇAR MANTIĞIYLA ÇOK ÇİKOLATA TÜKETMEYİN

Sınav öncesinde çikolata vb. gıdaların zihin açtığı yönünde halk arasında yaygın bir inanış mevcut. Peki, bu inanış doğru mu? Alerji Uzmanı Prof. Dr. Yonca Tabak, çikolata ve kahve gibi gıdaların reflü oluşumuna sebep olduğunun altını çizdi, bu tür gıdaların alerjik hastalıkları ve astımı tetiklediği konusunda uyarıda bulundu.

Sınav dönemi yaşanan stresin alerjik hastalıklar ve astım başta olmak üzere birçok hastalığın temelini oluşturduğunu söyleyen Alerji Uzmanı Prof. Dr. Yonca Tabak, kahve ve çikolatanın alerji ile ilişkisine dikkat çekti. Özellikle sınav dönemi uyanık kalmak ve dikkat toplamak için tüketilen bu besinlerin, hastalıkları artırarak sınavda başarı oranını düşürebileceğini vurguladı. Prof. Dr. Tabak “ Gençlerde, yıl boyu devam eden sınav maratonu, kaygıya ve strese neden oluyor. Bunun yanı sıra beslenme ve uyku düzeni değişen gençler, kahve ve çikolatayı çok tüketiyor. Aşırı stres ve beraberinde kafein içeren gıdaların bu dönemde fazla tüketimine bağlı olarak gelişen mide asit salgısının artması reflü hastalığını beraberinde getiriyor. Reflünün getirdiği sorunlar alerji ve astımı tetikliyor” dedi.

Reflü sadece bir mide hastalığı değildir

Reflünün çocuk ve gençlerde karın ve mide ağrısı, ağza ekşi su gelmesi, ses kısıklığı, ağız kokusu, diş gıcırdatma, geğirme ve iştahsızlık gibi belirtilerle kendini gösterdiğini söyleyen, Dr. Yonca Tabak, “Reflü sadece bir mide hastalığı değildir” dedi. Bunlardan bir veya birkaçının devamlı var olması halinde midede bir sorun olabileceğinden şüphe etmek gerektiğini, reflü hastalığının kontrol altına alınmaması halinde astıma yol açabileceğini belirtti. Prof. Tabak, reflüden doğabilecek diğer hastalıkların oluşumunu ise şöyle anlattı: “Mideden yukarı çıkan asitli içerik, solunum sistemine, buruna ve akciğerler kaçtığında geçmeyen balgamlı öksürüklere ve burun akıntısına, burun tıkanıklığına yol açan sinüzite ve gece kriz şeklinde başlayan öksürük ise nefes darlığına yol açabilir. Bu gidişin önü alınmazsa astım kaçınılmazdır” açıklamasında bulundu.

Sınava girecek gençlerin ailelerine tavsiyeler

Prof. Dr. Yonca Tabak, merkezi sınavlara hazırlanan çocuk ve gençlere sağlıklarını korumaları yönünde önemli bilgiler verirken ailelere de tavsiyelerde şu bulundu:

Sınav hazırlığında olan öğrencilere bir de aileleri tarafından ek baskı uygulamaması ve çocukların stresten uzak tutulması gerekir.
Sınavlara hazırlık aşamasında çocuk ve gençlerin uyanık kalmak için kafein içeren çay, kahve ve enerji içeceklerinden uzak tutulması uygun olacaktır.
Geç saatlere kadar çalışmak durumunda olunduğunda yatmadan önceki 2 saatte beslenmenin kesilmesi ve bol su içilmesi gerekmektedir.
Zihin açar mantığı ile çikolata ve benzeri kakaolu gıdalardan uzak durulmalıdır.
Strese bağlı psikolojik rahatlama adına sağlıksız beslenmeye yönelen çocukları, fast fooddan uzak tutacak alternatif gıdaların (Ör: ev köftesi + ekmek + ayran; evde yapılmış sıvı yağlı mayasız poğaça, kurabiye; cevizli tarçınlı meyve tatlıları) el altında bulundurulması önemlidir.
Zihinsel aktivitenin desteklenmesi ve bağışıklık sisteminin güçlü tutulması için balık yağı (Omega 3) ve D vitamini takviyesi yapılmalıdır.
Ekşi portakal vb. meyve suları yerine taze sıkılmış elma, havuç suyu tercih edilmelidir.
Kızartmadan kaçınılmalı, fırında kızartılmış az yağlı gıdalar tercih edilmelidir.
Çiğ sarımsak ve soğan mide asidini artırdığından antibiyotik niyetine çiğ sarımsak; soğan yedirme uygulamasından kaçınılmalıdır.

DERS ÇALIŞIRKEN CEP TELEFONU GEREKİR Mİ?

Öğrenciler ile aileler arasındaki en büyük sıkıntılardan bir tanesi öğrencilerin ders çalışırken cep telefonlarını yanlarında tutmak istemeleri. Öğrenciler “Ben çalışıyorum, telefonla konuşmuyorum. Yanımda durmasının bir mahsuru yok” diye düşünüyor. Aileler ise “Konuşmuyorum diyor ama ya dikkatini sürekli telefonda tutarsa” kaygısı ile ders çalışırken yanlarında cep telefonlarının durmasını istemiyorlar.

Benim bu konudaki düşüncem de ders çalışırken öğrencilerin telefonlarını anne-babalarına vermeleri ve ders aralarında almaları. Eğer ders sırasında telefonları yanlarında durursa arkadaşları aradığı ya da mesaj attığında dikkatleri dağılacaktır. Bu yüzden çalışırken cep telefonlarının öğrencilerin yanlarında durmasına taraftar değilim. Ancak aralarda ailenin de telefonlarını vermeleri kaydıyla.

Gece yatarken de cep telefonlarının ailelerde durmasında fayda olduğunu düşünüyorum. Çünkü akşam yattıktan sonra saatlerce cep telefonundan arkadaşları ile yazışıp uyumuyor ve sonra sabahları çok zor uyanıyorlar. Bütün bunlar da derslerine yansıyor ve sıkıntılar oluyor.

Sonuç olarak cep telefonları teknolojinin olmazsa olmazları ama yerinde ve zamanında kullanmak kaydıyla… Öğrencilerin ders zamanları ve yatarken telefonlarını ailelerine vermeleri durumunda aralarda arkadaşları ile yazışıp telefonlaşırlarsa gençlerin daha iyi telefon kullanacaklarına inanıyorum. Yoksa yasaklamalar desteklediğim bir davranış değil.

Okul Ne İşe Yarar?

  Her kurum gibi okul için de bu "Okul ne işe yarar" sorusu sorulur ve sorulması gereken, çok önemli bir sorudur. Kişilerin nerede...