31 Mart 2020 Salı

Çocukları Korona Virüsünden Nasıl Koruyabiliriz?

Corona virüsü vakaları giderek artarken; ebeveynler özellikle çocukları için endişeli. Prof. Dr. Filiz Bakar, çocukları güvende tutma yollarını şöyle sıraladı.
Bugünlerde yeni corona virüsü ile (Covid-19) ilgili en çok tartışılan konulardan biri de virüsün çocukları tehdit edip, etmediği yönünde… Uzmanların bazıları Covid-19'un çocukları etkilemediğini belirtirken, bazı uzmanlar da “Çocuklar ve gençler için gerekli tedbirler alınmalı, çünkü hastalığı kapmaktan öte yayma riskleri çok fazla. Ayrıca virüs, sahip oldukları mevcut hastalıklar nedeniyle bağışıklık sistemleri çok zayıf olan çocuk ve gençlerde öldürücü sonuçlar doğurabilir” diyor. Bu konuda önlem alınması gerektiğine dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Filiz Bakar ise ebeveynlere şu önerilerde bulundu:

Bağışıklığını Güçlü Tutun

– Çocukların ellerini doğru şekilde yıkadığından emin olun: Covid-19'a karşı en etkili önlemlerin başında el yıkamak geliyor. Yemeklerden önce ve sonra, halka açık yerlerde bulunduktan sonra mutlaka ellerin yıkanmasını sağlayın. Su ve sabunla 20 saniye boyunca çocukların ellerini yıkadığından emin olun. Suyun bulunmadığı yerlerde el dezenfektanı kullanarak ellerin üzeri ve parmak araları da dahil olmak üzere elin tamamına yedirilmesini sağlayın.
– Bağışıklığını güçlendirin: Hastalıktan korunabilmede güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmak gerekir. Sağlıklı bir beslenme düzeni, açık havada egzersiz ve yeterli uyku çocukların bağışıklığını kuvvetlendirmeye yardımcı olur. Çocukların bol sıvı tüketmelerini sağlayın.
– Onlara kirli elleriyle yüzlerine dokunmamalarını öğretin: Bir çocuğa bunu yaptırabilmek her ne kadar zor olsa da ellerini yıkamadan ağız, burun ya da gözlerine dokunmamaları gerektiğini çocuklara anlatın. Herhangi bir nedenle burnu kaşınırsa bunun için mutlaka mendil kullanmaları ve sonrasında da atmalarını gerektiğini öğretin. Hapşırma ve öksürme sırasında mutlaka mendil kullanmalarını, sonra bunu atmalarını sağlayın.

Kapalı Alanlara Götürmeyin

– Kalabalık ortamlarda yüzeylere dokunmamasını sağlayın: Kapalı, kalabalık alanlara gitmemeye çalışın. Özellikle alışveriş merkezi gibi kapalı alanlardan çocuklarınızı uzak tutun. Çocuklara bunu anlatabilmek güç olabileceği için yaratıcı çözümler üretmeye çalışın. Ortak kullanımlardaki koltuk ya da masaları da kullanmadan önce kolonyalı mendille silmek de yarar sağlayacaktır.
– Hasta kişilerden uzak tutun: Çocukların hapşırma, öksürme gibi belirtileri olan kişilerin yakınlarında olmamalarını sağlayın. Önemli olan gerekli koruyucu önlemleri almaktır.

Misafirlerinizi Mutlaka Uyarın

– Dışarıdan gelen misafirlerden ellerini yıkamalarını isteyin: Ayrıca, insanlarla el sıkışmayın ve öpüşmeyin.
– Ailede hasta biri varsa maske kullandırın: Aileden birinde ateş ya da öksürük varsa mutlaka maske kullanmasını sağlayın, el yıkamaya daha çok özen gösterin. Hasta kişilerin çocuğunuzla mümkün olduğunca temasını engelleyin.
Basın Yansımaları: sozcu.com

Koronavirüse Karşı Cep Telefonlarını Nasıl Temizlemeliyiz?


Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Aynur Eren Topkaya, yeni tip koronavirüste cep telefonlarının da risk oluşturabileceğine işaret ederek, gün içinde birkaç kez temizlenmesi gerektiği uyarısını yaptı.
Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Aynur Eren Topkaya, gün içinde birçok kez cep telefonlarıyla temas halinde olduğunu belirterek, el hijyenine dikkat edilmediği takdirde virüsün birkaç saat boyunca telefonların yüzeylerinde canlı kalabildiğini anlattı.
Bu durumda yüz bölgesi, ağız ve buruna yakın bölgelere telefon yaklaştığında bulaşma olasılığının artabildiğini dile getiren Topkaya, el hijyenine maksimum önem gösterilmesi gerektiğini ifade ederek, şunları söyledi:

"Güvenli olmayan, bilinmeyen yerlere dokunulduğunda uzun süre cep telefonlarını elde tutmamaya gayret etmekte yarar var. Ayrıca el hijyenine maksimum önem göstermeliyiz. El yıkamanın mümkün olmadığı yerlerde de dezenfektanlarla ellerin temizlenmesi gerekir. Yayılımın daha hızlı olabileceği bir dönemdeyiz. Bu nedenle cep telefonlarının da birkaç saatte bir temizlenmesinde fayda var."
Cep telefonlarına zarar vermeyecek şekilde yüzeylerinin temizlenmesinin yarar sağlayacağını vurgulayan Prof. Aynur Eren Topkaya, "Bu noktada temizlik için el antisepsisi için önerilen solüsyonlarla, el antiseptikleri ya da alkol bazlı antiseptikler veya kolonya ile birkaç saat aralıklarla silmek yeterli olacaktır. Ancak daha da önemlisi el hijyenine dikkat etmektir." diye konuştu.

Cep Telefonu Temizliği Nasıl Yapılmalı?

Cep telefonu temizliği yapılırken önce cihaz kapatılmalı ve kulaklık, şarj aleti gibi tüm harici kablolar çıkarılmalı.
Temizlik için yumuşak, hafif nemli, tüy bırakmayan bir bez kullanılmalı. Temizlikte kullanılacak sıvı maddeler kesinlikle cihazla direkt temas etmemeli, herhangi bir temizlik maddesine batırılmamalı. Dezenfektan veya sabunlu suyla nemlendirilmiş bezle cihaz hafifçe silinmeli. Özellikle ekran yüzeyi, parmak izi okuyucusu gibi bölümlere zarar vermemek için silme işlemi baskı uygulanmadan, hafifçe yapılmalı.
Silme işlemi esnasında cihazdaki şarj ve kulaklık girişi gibi açıklıkların neme maruz bırakılmamasına dikkat edilmeli. Bu işlem bittikten sonra kuru biz bezle telefon tekrar silindikten sonra kullanıma açılmalı.
Bir cep telefonu üreticisi de destek sayfasından cep telefonlarının dezenfeksiyonları sırasında yapılması gerekenlerle ilgili bilgi notu paylaştı. Yazıda, "Yüzde 70 izopropil alkollü mendil veya dezenfektan mendil kullanarak telefonunuzun dış yüzeylerini hafifçe silebilirsiniz. Ağartıcı madde kullanmayın. Açıklıkları neme maruz bırakmayın ve cihazınızı herhangi bir temizlik maddesine batırmayın." uyarısı yer aldı.

Propolis Nedir? Propolis Nasıl Kullanılır?

Propolis Bağışıklık Sistemini Güçlendiriyor

Koronavirüs Covid 19 nedeniyle  uzmanlar sık sık bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine vurgu yapıyor.
İnsanoğlunun en eski şifa kaynakları arasında yer alan propolis son yıllarda bilim dünyasının daha fazla ilgisini çekiyor. Propolis, özellikle bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklardan korunmada immün sisteme olumlu katkı sağlama özelliği ile dikkat çekiyor.

Propolisin, bağışıklık sistemini güçlendirerek birçok hastalıktan korunmada rol oynayabildiğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Gülçin Kantarcı antik Mısır’dan Asurlular’a kadar binlerce yıldır bal ve diğer arı ürünlerinin iyileştirici (apiterapi) özelliklerinin çeşitli amaçlarla kullanıldığını söylüyor.
Propolisin son yıllarda bilimsel çalışmalara da konu olduğunu ve bilim dünyasının da ilgisini çektiğini belirten Kantarcı, “Propolisin bağışıklık sistemini güçlendirici, mikropları öldürücü, karaciğeri koruyucu, uçuk, soğuk algınlığı, romatizmal hastalıklar ve kanser gibi birçok hastalıkta tedaviyi destekleyici ve koruyucu etkileri olduğu kanıtlanmıştır. Kalp damar sistemi, astım, bronşit ve göz sağlığı üzerine koruyucu etkileri vardır” diyor.

Propolisin ülseratif kolit ve helikobakter pilori ilişkili mide ülserinde de etkili olabildiğine dair bilimsel kanıtlar bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Gülçin Kantarcı, propolis ile ilgili sık sorulan soruları ise şöyle yanıtlıyor:

Propolis Nedir?

Propolis arıların bitkilerin tomurcuk ve gövdelerinden topladığı reçinemsi maddeleri işlemesiyle ürettikleri bir arı ürünüdür. Arılar propolisi kovanı mikro-organizmalara ve dış etkenlere karşı korumak için kovandaki çatlakları propolis ile onarmak için üretir. Bunu üretirken arılar çoğunlukla kavak ve çamgillerin reçinelerini kullanır. Propolisin bileşiminde % 45 reçine, %30 balmumu, fenolik bileşikler, % 5 mineral ve vitaminler bulunur.   
  • Propolisin etki mekanizması nedir? Propolisin yararlılığı ile ilgili yapılmış bilimsel çalışmalar ve gösterilmiş sonuçlar var mıdır?
Propolisin mikroorganizmalar üzerinde hücre öldürücü (sitotoksik) etkileri kanıtlanmıştır. Dudak, ağız ve boğazın mikrobik hastalıkları, yaraları ve mide ülseri üzerindeki iyileştirici etkileri de deneysel ve klinik çalışmalar ile kanıtlanmıştır. Bu özelliğine bağlı olarak antibiyotikle birlikte kullanıldığında tedaviye yardımcı olabilmekte ya da enfeksiyon riskini azaltarak antibiyotiğe gereksinimi azaltabilmektedir. Propolis oksitlenme ile oluşan hücresel hasarlarda antioksidan özelliği ile serbest oksijen radikallerini nötralize ederek hücrenin yapısal değişimini önleyerek tümör oluşumuna karşı koruyucu olabilmektedir. Kalp damar sistemi ve göz sağlığı üzerindeki etkileri de bu özelliğine bağlanmaktadır. Temelde propolis antimikrobiyal, antienflamatuvar ve antioksidan özellikleri ile bağışıklık sisteminin de desteklenmesini sağlamaktadır.

Propolis Kovandan Alındığı Haliyle Tüketilemez

  • Propolis nasıl kullanılır? Takviye ürün olarak mı kullanılmalı, doğal propolis elde etmek mümkün mü?

    Arıların kovanlarını dış etkenlerden korumak için ürettikleri propolis kovandan alındığı haliyle tüketilemez. Kovandan alındığında içeriğinde yüksek oranda balmumu ve kovandaki bala ulaşmaya çalışan parazitler bulunabilmektedir. Bu nedenle özütleme işlemi ile yapısındaki etken maddelerin bu kirletici maddelerden ayrılması gerekmektedir. Özütleme işlemi sırasında su ve alkol gibi farklı çözücüler kullanılabilmektedir. Eczanelerde damla, kapsül/tablet, krem veya toz halinde bulunuyor.
  • Propolisin herhangi bir zararı var mı?

    Propolis özütlemede kullanılan bazı çözücülerin özellikle çocuklarda kullanılması sakıncalı olabilmektedir. Çözücü olarak su kullanılması durumunda ise içerikte bulunan kafeik asit fenetilester (KAFE) ve bazı önemli flavonoitlerin (galangin, krizin, pinobanksin, pinosembrin) suya çok düşük oranlarda geçmesi nedeniyle beklenen yararlar yeterinde sağlanamamaktadır. Doğrudan alındığında acı tadı vardır, balla veya meyve suları ile karıştırılabilir. Yüksek dozlarda ve alkol ile alındığında bulantı, kusma ve mide yanması yapabilir. İçeriğinde bulunan kumarin miktarına bağlı olarak kanama riski olan durumlarda ve cerrahiden önce kullanımına ara verilmelidir.
  • Çocuklar propolisi nasıl kullanmalı?

    Su bazlı ürünler çocuklarda kullanılabilir, ancak bunların bir kısmında etken maddelerin daha az olduğunu biliyoruz. Son zamanlarda, TÜBİTAK destekli bir proje kapsamında geliştirilen özel ekstraksiyon yöntemi sayesinde, propolis herhangi bir alkol türevi kullanılmadan fiziksel yöntemlerle saflaştırılarak KAFE ve etkili flavonoitler bakımından maksimum oranda etken maddeye sahip, standardize edilmiş, su bazlı saf propolis elde edilmektedir. Bu tarz ürünlerde taşıyıcı olarak su kullanılmaktadır.
  • Propolisin cilt üzerinde de olumlu etkileri olduğu belirtiliyor, bu konuda neler söylersiniz, cilt için yararlı mı?
Propolisin yara onarıcı ve doku yenileyici özellikleri vardır. Yanık tedavisinde de antiinflamatuvar, antimikrobiyal ve antifungal etkileri nedeniyle kullanımı vardır. Bu etkinin içeriğindeki pinosembrine bağlı olduğu gösterilmiştir. Ayrıca antifungal etkisi nedeniyle cildin mantar hastalıklarında, antiviral etkisi nedeniyle cildin uçuk benzeri hastalıklarının tedavisinde de etkili olabilmektedir. Bunun yanında diş eti hastalıklarının tedavisinde de olumlu etkileri vardır.




Kanama Riski Olanlar Propolis Kullanmamalı

  • Kimlerin propolis kullanması sakıncalı olur ve neden?

    İçeriğinde bulunan kumarin miktarına bağlı olarak kanama riski olan durumlarda ve cerrahiden önce kullanımı sakıncalı olabilir. Arı ürünlerine allerjisi olanların da kullanması uygun değildir. Alkol ile beraber alınmamalıdır, bulantı ve kusmaya neden olur.
  • Propolis özellikle kanser hastalarına öneriliyor. Bu konudaki yorumunuz nedir?

    Kanser kontrolsüz atipik hücre çoğalması hastalığıdır. Propolis antiiflamatuvar, antioksidan etkileri ile bu atipik hücre çoğalmasını önler. içeriğindeki polifenol denen maddeleri antitümör etkisi vardır hem hücrelerin atipik hale gelmesini sağlar, hem de kanser hücrelerininin çoğalmak için birbirlerine sinyal iletmesini sağlayan yolları engeller. Genetik olarak kanserli hücre gelişimine yatkınlığı olanlar ve kanser tedavisi almış ve tekrarlama riski olan hastaların kullanmasını öneririm.
  • Propolis alırken tüketici nelere dikkat etmelidir?

    Propolis satın alırken mutlaka iyi analiz edilmiş, etken maddesi yüksek, toksik kalıntılar içermeyen ürünleri tercih etmek gerekir.

Koronavirüs COVID-19 Nedir?


Coronavirüs’ler insanları ve çok çeşitli hayvan türlerini enfekte edebilen RNA virüsleridir. İnsanlarda soğuk algınlığından pnömoni (zatüre)’ye kadar değişen çok çeşitli solunum yolu enfeksiyonlarına neden olurlar. Her yıl sonbahar ve kış aylarında Coronavirüs’ler, -35 oranında boğaz ağrısı, kuru öksürük, burun akıntısı, halsizlik ve yorgunluk ile seyreden soğuk algınlığına yol açarlar. Enkübasyon süresi 3-5 gün olup, bu tür Coronovirüs enfeksiyonlarında hastalık 4-6 gün içerisinde kendi kendini sınırlar ve hastalar hızla iyileşirler. Olguların çok az bir kısmında ve özellikle risk grubunda ise pnömoni gelişebilir.
2002 yılından itibaren görülmeye başlayan yeni Coronavirüs türleri ise soğuk algınlığından farklı, adeta grip benzeri daha ağır seyirli solunum yolu enfeksiyonu ile kendini göstermeye başlamıştır. Bunlardan ilki SARS-CoV (Severe Acute Respiratory Syndrome Coronavirüs), (Ağır Akut Solunum Yetmezliği Sendromu) Coronavirüs enfeksiyonudur. Şubat 2003’de Çin’in Guangdong bölgesinde ilk önce yarasalardan palmiye misk kedisine ve buradan da insanlara bulaştığı düşünülen hastalık 8 ayda ve olguların çoğu Çin’den olmak üzere 5 kıtadan 33 ülkede 8000 kişiyi etkisi altına almış ve yaklaşık 800 kişi bu hastalıktan hayatını kaybetmiştir. 2004 yılından sonra da SARS’a bağlı yeni bir olgu bildirimi olmamıştır.
Bir diğer yeni Coronavirüs enfeksiyonu da MERS-CoV (Middle East Respiratory Syndrome korona virus) enfeksiyonudur. İlk defa 2012 yılında Suudi Arabistan’dan başlamıştır. Deveden insana bulaştığı ve Haziran 2018’e kadar devam eden bu farklı MERS-CoV salgını da 5 kıtada ve 27 farklı ülkede 2229 olguda saptanmıştır. Olgulardan 791’i kaybedilmiştir. SARS-CoV’de mortalite oranı iken MERS-CoV’de oran %35’e ulaşmıştır. Gerek SARS-CoV, gerek se MERS-CoV enfeksiyonlarında enkübasyon süresi 3-5 gün kadar kısa olabildiği gibi bu süre 10-14 güne kadar da uzayabilmektedir. Bu durum hastalık belirtisi ortaya çıkmadan 10-14 güne kadar hastalığı başkalarına bulaştırabilme anlamını taşır. Enkübasyon döneminden sonra hastalık yüksek ateş, boğaz ağrısı, kuru öksürük, solunum yetmezliği, kas ve eklem ağrısı ve baş ağrısı yakınmaları ile seyreder. Hastalık daha çok alt solunum yollarında harabiyete neden olduğundan pnömoni daha sık görülür ve bu durum özellikle risk grubu olarak kabul edilen yaşlı hastalarda, ya da altta yatan kronik kalp, akciğer, böbrek hastalığı olanlarda hayatı tehdit edecek düzeye ulaşır. Hastalıktan iyileşenlerde iyileşme süreci 7-10 günü bulabilir.
Soğuk algınlığı şeklinde seyreden Coronavirüs enfeksiyonlarında virüs nazofarinksteki silli epitel hücrelerini, aminopeptidaz N reseptör ya da sialik asit reseptörleri aracılığıyla enfekte eder. Virüs çoğaldıkça silli yassı epitel hücrelerinde harabiyet gelişir. Salgılanan kemokinler ve interlökinler lokal yakınmaların gelişmesine neden olur. SARS-CoV ve MERS-CoV ise solunum yolu hücrerlerine anjiotensin converting enzim 2 aracılığı ile bağlanırlar. Bu durum sistemik enfeksiyon hastalığına neden olur. Virüs pnömositlere, kana, idrara (2 aya kadar) ve dışkıya da geçebilir. Solunum yollarında virüs 2-3 hafta süreyle bulunabilir.    
31 Aralık 2019 tarihinde Çin’de Hubei eyaletine bağlı 11 milyon nüfuslu Wuhan şehrinden bildirilen olgunun da bugüne kadar hiç görülmemiş yeni bir Coronavirüs ile enfekte olduğu saptanmıştır. 2019-nCoV olarak adlandırılan bu virüsün de SARS-CoV ve MERS-CoV gibi bir zoonotik enfeksiyon yani hayvanlardan insanlara bulaştığı düşünülmektedir. Şimdilerde hızla hastalık insandan insana bulaşarak 30 Ocak 2020 tarihinde olguların çoğu Hubei eyaleti ve özellikle Wuhan’da olmak üzere ve Çin dışında 19 ülkede daha görülmek üzere olgu sayısı 8000’e ulaşılmış ve hepsi Çin’de olmak üzere 170 olgu hayatını kaybetmiştir. Hayatını kaybeden olgular irdelendiğinde bunların çoğunluğunun yaşlı hasta ya da kronik kalp, akciğer ve böbrek hastası, Parkinson ve Diyabet tanısı almış olgular olduğu saptanmıştır.

2019-Ncov Bulaşma Yolu Nedir?

Wuhan şehrinde başlayan bu enfeksiyonun muhtemelen deniz ürünleri ve çeşitli vahşi hayvan et ürünlerinin de satıldığı pazardan insana bulaştığı düşünülmektedir. Şu an hastalığın insandan insana bulaştığı kanıtlanmıştır. Bulaşma şu ana kadar yoğunlukla hasta ile aynı ailede ya da ortamda bulunanlarda ve damlacık önlemlerini almayan sağlık çalışanlarında görülmüştür. Bulaşma genellikle hasta kişinin öksürmesi ve aksırması sırasında oluşan damlacıklarının 1 m’ye kadar yakın temasta ve korunmasız kişilerin solunum yollarından girmesi ile olmaktadır.

2019-Ncov Ortamda Yaşamaya Devam Eder mi?

Şu an ki bilgiler çerçevesinde 2019 nCoV’ün dış ortam koşullarındaki cansız yüzeylere el ile temas sonrası eller aracılığı ile bulaşma olasılığı zayıf olduğu kabul edilmekle birlikte eller ile canlı ya da cansız yüzeylere temas ettikten sonra ellerin yıkanması ya da alkol bazlı el dezenfektanları ile temizlenmesi ve cansız yüzeylerin silinmesi ihmal edilmemelidir.

2019-Ncov Belirtileri Nelerdir?

Şu an için bilinen, enfekte olgularda öksürük, yüksek ateş ve solunum güçlüğü yakınmaları olup, ağır olgularda solunum yetmezliği, böbrek yetmezliği ve hayatı tehdit eden multi organ yetmezliği gelişebilmektedir.

Hastalık Kimlerde Ağır Seyirlidir?

2019 nCoV enfeksiyonu da mevsimsel gripte olduğu gibi yaşlı hastalarda ya da hangi yaşta olursa olsun altta yatan kronik kalp hastalığı, akciğer hastalığı, kronik böbrek ve karaciğer hastalığı olanlarda daha ağır ve hayatı tehdit eder nitelikte seyretme eğilimindedir.

Hastalık Nasıl Seyredebilir?

Şu anki bilgiler çerçevesinde hastalığın nasıl ve ne hızda seyredebileceği konusunda kesin bir kanıya varmak mümkün değildir. Ancak buna ilişkin çalışmalar devam etmektedir. Daha önce hastalığın görülmediği bölge ya da ülkelerde de hastalık görülmeye başlayabilir. Hatta hasta sayısı belirgin artabilir ancak bu durum hastalığın daha şiddetli ya da daha yüksek oranda ölüm hızı ile seyredeceği anlamı taşımaz.

Olası ya da Kesin Hastalara Nasıl Yaklaşılmalı?

Son 14 gün içerisinde hastalığın başladığı Çin’in Hubei eyaleti ve özellikle Wuhan şehrinde bulunan ve yüksek ateş, kuru öksürük ve solunum güçlüğü çeken hastalar olası olgu ve bu yakınmaları olup mikrobiyolojik yöntem ile solunum yolları örneklerinden etkenin saptandığı olgular da kesin olgu olarak adlandırılır. Böyle olguların kendileri doğrudan sağlık kurumuna gitmelerinden ziyade durumlarını sağlık kurumuna telefon ile bildirip sağlık ekipleri tarafından ön değerlendirmelerinin evlerinde yapılması enfeksiyonun toplum içerisinde yayılımını engellemek açısından önemlidir. Evde değerlendirilecek olguların ağız ve burunlarını kapatacak şekilde maske takmaları ve sağlık ekibinin de yüksek koruyucu özellikte maske, eldiven ve diğer koruyucu ekipmanları giyerek olguyu değerlendirmeleri gereklidir.
Hastaneye yatırılmayı gerektirecek hastaların sağlık kurumuna maske ile getirilmeleri ve olası ve/veya kesin 2019 nCoV enfeksiyonu olan olguların negatif basınçlı odalara yatırılmaları ve buna hizmet verecek sağlık ekibinin de ayrılması uygulanması gerekli yaklaşımlar arasında sayılabilir.

Hastalığın Tedavisi Var mıdır?

Şu an için hastlığı tedavi edecek herhangi bir antiviral ilaç yoktur. Diğer viral enfeksiyonların tedavisinde kullanılan antiviral ilaçlar Coronovirüs enfeksiyonlarının tedavisinde de denenmiş ancak etkili bir sonuç elde edilememiştir. Şu an için tedavi semptomatik olup, yatak istirahati, bol sıvı tüketimi ve günlük alınması gerekli kalorinin alınması vücut direnci açısından gereklidir. Zira hastalığı tedavi edecek olan vücut direncidir.

Sınır Kapılarında Ne Yapılmalı?

Hastalığın görüldüğü Çin’den gelen yolcular olmak üzere termal kameralardan geçirilmeleri yanı sıra bu tür yolcuların mümkün ise sağlık kontrolünden geçirilmeleri ve yine herhangi bir sağlık sorunu olmayan kişilere hazırlanmış afişler ile 14 gün içinde sağlık durumlarında değişiklik olduğu ve yüksek ateş, öksürük ve solunum sıkıntısı geliştiğinde sağlık kurumunu telefon ile aramaları konusunda bilgilendirilmeleri gereklidir. Yine bu tür kişilerin iç bir yakınmaları olmasa bile 14 gün süre ile dış ortam koşullarına çıkacak olduklarında maske takmalarının öneminin vurgulanması hastalığın görülmemesi ya da yaygınlaşmaması açısından önemli yöntemlerdir.

Akciğer Hastaları İlaçlarını Kesmemeli

Ülkemizdeki 5 milyon KOAH’lı ve 6 milyon astımlı hasta, Koronavirüs COVID-19 için en riskli grupların arasında yer alıyor. Hastaların tam kontrol altında olmalarının, riski azaltan stratejilerden biri olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Seha Akduman, bu dönemde hastaların, hekimlerinin önerdiği şekilde, kortizon içeren ilaçlarını kullanmaya devam etmeleri gerektiğine dikkat çekti.

Tüm dünyaya yayılan Koronavirüs COVID-19, başta kronik akciğer hastaları olmak üzere, ne yazık ki birçok kişiyi tehdit ediyor. Özellikle KOAH’lı hastaların, yaşları ve ek hastalık öyküleri nedeniyle en riskli grubu oluşturduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Seha Akduman, astım, kronik kalp damar hastaları, sigara içenler ve kronik böbrek yetmezliği gibi bağışıklık sistemini zayıflatan hastalığı bulunanların da riskinin yüksek olduğunu hatırlattı.


Uzm. Dr. Seha Akduman şu bilgileri verdi: “Koronavirüs COVID-19, akciğerde ağır pnömoni, yani zatürre, sonrasında da Akut Solunum Sıkıntısı Sendromuna neden olabiliyor. Bu durumda, ağır hasar gören akciğer, kanı yeterince temizleyemiyor ve dokulara yeterli oksijeni sağlayamaz hale geliyor. Çoklu organ yetmezliği başlaması sonrasında ne yazık ki hasta hayatını kaybedebiliyor.”


Hastalar Tam Kontrol Altına Olmalı

Koronavirüs COVID-19 ile temasın önlenmesi bu hasta gruplarında ana hedeftir. Bunu sağlamak için de temas ve izolasyon kurallarına tam uyum son derece önemlidir. Hastalarda yaşam kaybı riskini en aza indirebilmek için, hastalıklarının tam kontrol altında olması gerekir.


İlaçlar Düzenli Kullanılmalı

Astım ve KOAH hastalarında kontrolün sağlanması için, sigara içilmemesi, ev içinde çözünen kimyasal oranı fazla deterjan ve temizlik malzemelerinin dikkatli kullanılması, alerjen maruziyetlerinin azaltılması ve ilaçlarının düzenli kullanılması önem taşıyor.

Bazı hastaların, solunum ilaçlarını, steroid yani kortizon içerdiği ve bağışıklığı zayıflatacağı endişesiyle kullanmakta tereddüt ettiğine işaret eden Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Seha Akduman, “Bu ilaçların hastalıkların kontrol altında alınmasında büyük rolü var. Bu dönemlerde ilaçların dozlarının atlanmaması ve özenle kullanılması önemlidir. Kontrolü bozulan, yani nefes darlığı, öksürük, balgam yakınması artan hastaların ise, kendilerini takip eden hekimle mutlaka görüşmeleri gerekir. Pnömokok, yani zatürre aşısı ve grip aşılarının koruyuculuğu bulunmamaktadır. Bu nedenle en etkili yöntem hastalarla temastan kaçınmaktır” dedi.

Uzmanlardan Koronavirüs Uyarısı: Paniğe Yer Yok

Salgın haline dönüşmesiyle toplumların da adeta "izole" olmasına neden olan Kovid-19'la ilgili sürecin Türkiye'de devlet tarafından alınan tedbirler sayesinde doğru yönetildiğine dikkati çeken bunun Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Psikyatri Uzmanı Doç. Dr. Hakan Atalay bireysel davranışlarla da desteklenmesi gerektiğini bildiriyor.
Sosyal medyanın da güçlü etkisi nedeniyle mesafe kavramının ortadan kalktığını anımsatan uzmanlar, yetkililer tarafından açıklanmayan hiçbir bilgiye itibar edilmemesi gerektiğini, böylece bireyde oluşacak "güven" hissiyle de sürecin daha kontrollü yönetilebileceğini vurguluyor..
Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Psikyatri Uzmanı Doç. Dr. Hakan Atalay da yaşıyor olmanın hem sayısız zevkleri hem de tehlikeleri olduğunu, zevklerin hoşnutluk hissine, tehlikelerin ise korkuya neden olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

"Birçok duygu bu iki ana eksenin çeşitlemelerinden ibaret. Söz gelimi, bir şeyden zevk aldığımızda hissettiğimiz hoşnutluk duygusu beslenmemizi, güçlenmemizi ve çoğalmamızı, tehlike algıladığımızda hissettiğimiz korku ise buna uygun önlemler alarak kendimizi korumamızı, nihayetinde hayatta kalmamızı sağlıyor. Ancak bu her iki duygunun iyi ayarlanamaması halinde, istenmeyen sonuçlar ortaya çıkıyor. Örneğin, zevki fazla kaçırıp çok fazla yediğimizde obez oluyor, çeşitli hastalıklara yakalanıyoruz ve bizi geliştirmek için gelişmiş olan bir mekanizma hayatımızı riske sokan bir duruma dönüşüyor. Aynı şekilde korkunun iyi ayarlanamamasının da istenmeyen sonuçları var. Sağlığımıza dikkat etmek ve önlem almak hayatta kalmamız için olumlu bir tutum iken, sağlığımızla ilgili çok fazla korkmaya başladığımızda ve her türlü işareti hastalık olarak yorumladığımızda, zihnimiz günlük işlerimizi sürdüremeyecek kadar hastalıkla meşgul hale gelebiliyor."

"Korkunun İyi Ayarlanamamasının da İstenmeyen Sonuçları Var"

Doç. Dr. Atalay, son günlerde yaşanan yeni tip koronavirüsle ilgili toplumsal ruh hali için de benzer bir uyarıda bulunulabileceğini belirterek, konuşmasını şu tavsiyelerle tamamladı:
"Elbette bir tehlike ile karşı karşıyayız ve önlem almamız gerekiyor. Rehavet, ciddi olumsuz sonuçlara neden olabilir. Bazı ülkelerin yaşadıkları bunu bize gösterdi. Fakat herkese yayılan ve toplumsallaşan korku hali, akıllıca düşünmemizi ve kararlar almamızı engelliyor. Örneğin, tüm toplumun karantinaya alınacağı, bu nedenle yiyecek bulunamayacağı korkusuyla herkes marketlere akın ederse, marketler talan edilirse, gerçekten de bir yiyecek bulma sorunu yaşanabilir. Bu da korkunun bizi koruyacak bir duygu olmaktan çıkıp zarar verici olmaya başlamasına diğer bir örnektir. O halde, toplum olarak yapmamız gereken şey, tehlikeyi rasyonel bir şekilde belirlemek, bu amaçla bilimsel bilgileri izlemek, gerekirse yetkilileri uyarmak ve ortak hayatımızda her bireyin herkese karşı sorumlu olduğunu unutmadan, önerilen tedbirleri kendi hayatımızda aksatmadan uygulamaktır."

Koronavirüs Yediklerimizden Bulaşır mı?


Paketli Gıdalar...

Koronavirüs COVID – 19 pandemiye dönüşüp tüm dünyayı etkilemesi sonrasında yiyecekten hijyene her şeye daha fazla dikkate eder olduk. Özellikle market alışverişlerininde arttığı şu dönemde akıllara "Yediklerimizden corona virüs bulaşır mı?", "Paketli ürünlerden koronavirüs bulaşır mı? ya da "Et ve et ürünlerini corona virüs riskine karşı nasıl pişirmeliyiz?" soruları geliyor.

Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Aynur Eren Topkaya çok önemli bilgiler verdi.

Yediğimiz İçtiğimiz Paketli Ürünlerden Koronavirüs Bulaşır mı?

Yeni tip koronavirüs covid -19 bulaşı açısından paketlenmiş gıda ürünleri herkesi tedirgin ediyor. Ancak paketlenmiş üründe, paketten ürüne bulaşma riskinin neredeyse hiç olmadığını söyleyen Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Aynur Eren Topkaya şöyle konuştu: “Virüsün, cam, teneke kutu, plastik ya da kağıt ambalajlarda canlı kalma süresi çok farklı.
Ancak bu paketli ürünlerden çıkarılan gıdaların pişirilerek tüketileceği düşünüldüğünde virüsün gıda yoluyla bulaşma riskinin olmadığını söylemek mümkün."

Paketli Gıdaların Yüzeyindeki Virüsü Ellerimizle Kendimize Bulaştırabilir miyiz? 

Bu sorunun yanıtının da el yıkamaktan geçtiğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Aynur Eren Topkaya, “Dışarıdan eve girdikten sonra eller mutlaka yıkanmalı, paketlerin üzerleri silinip dolaba yerleştirdikten sonra da mutlaka eller su ve sabunla yıkanmalı. Sonuçta el yıkama ve hijyen kurallarına dikkat ettiğimiz sürece başka yerlerden virüsü kendimize bulaştırma ve enfeksiyon riski çok düşük” diye konuştu.

Et ve Et Ürünlerinden Bu Virüsü Kapabilir miyiz? Buna Karşı Nasıl Bir Önlem Alabiliriz? 

Et ve et ürünlerinin de çiğ olarak tüketilmemesi gerektiğini hatırlatan Prof. Dr. Aynur Eren Topkaya, “Bazı parazitler ve gastroenterit etkeni açısından dediğimiz bazı parazitler az pişmiş ya da pişmemiş et tüketilmesi çok riskli. Hatta hazırlık aşamasından itibaren diğer patojenler açısından da çok dikkat etmek gerekir.
Bu yeni etken COVID-19 için de et ve et ürünlerini pişirmeden tüketmemek gerekiyor. Bu virüs her türlü 60 derece ve üstüne dayanıksız olup öldüğü için et ve et ürünleri pişirildiği takdirde enfeksiyon riski olmayacaktır" dedi.

Okul Ne İşe Yarar?

  Her kurum gibi okul için de bu "Okul ne işe yarar" sorusu sorulur ve sorulması gereken, çok önemli bir sorudur. Kişilerin nerede...