26 Nisan 2023 Çarşamba

2023 DÜNYA EKONOMİK FORUMU (DAVOS ZİRVESİ) ÜZERİNE ELEŞTİREL BİR ANALİZ

 Giriş

Dünya Ekonomik Forumu’nun (World Economic Forum-WEF), daha önceki senelerde gelenekselleştirdiği küresel zirve, 2023 yılında da, İsviçre’nin Davos kasabasında gerçekleştirilmiştir. 53.sü düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda, bu sene kabul edilen ana tema ise “Parçalanmış Bir Dünyada İş Birliği” olarak belirlenmiştir.[1] 16-20 Ocak 2023 tarihleri arasında gerçekleşen küresel forumda, birçok ülkenin ve uluslararası kuruluşun liderleri, iş dünyasının temsilcileri ve bazı bilim insanları yer almışlardır. Diğer bilinen ismiyle Davos Zirvesi’nde 130 ülkeden 50’si Devlet-Hükümet Başkanı olmak üzere, 2.700’den fazla katılımcı bir araya gelmiştir.

Ancak, bütün bu durumların ötesinde, bu yıl gerçekleşen Davos Zirvesi oldukça sönük bir havada geçmiş ve dünya kamuoyunda fazlaca ses getirmemiştir. Gerek forumun ana teması, gerek forumdaki söylemlerin etkinsizliği, gerek foruma yönelik olarak Davos’ta düzenlenen protesto eylemleri ve gerekse böylesine büyük bir politik-ekonomik organizasyonda Rusya ve Türkiye gibi ülkelerin yer alamaması, küresel kamuoyunda yer alan foruma dönük başlıca eleştiri konuları arasındadır. Ayrıca Çin Halk Cumhuriyeti ve Türkiye gibi uluslararası düzlemde güçlü olarak nitelendirilebilecek birçok ülke açısından değerlendirildiğinde de, Davos Zirvesi geçen senelerdeki prestijli yapısını günümüzde büyük ölçüde yitirmiş gibi görünmektedir. Bu makalede, bütün bu olgulardan hareketle, 2023 Davos Zirvesi’nin küresel kamuoyunda beklenen etkiyi yaratamamasının genel nedenleri eleştirel bir perspektiften analiz edilecektir.

53. Dünya Ekonomik Forumu’nun Tartışmalı Ana Teması: “Parçalanmış Bir Dünyada İş Birliği”

Dünya Ekonomik Forumu’nun belirlediği “Parçalanmış Bir Dünyada İş Birliği” ana teması, Davos’ta resmi olarak temsil edilmeyen ve foruma lider düzeyinde katılmayan ülkeler açısından değerlendirildiğinde, uluslararası kamuoyu bağlamında, kapsamlı bir eleştiri konusu oluşturabilecektir. Bu durumun temel nedeni ise, Rusya’nın, son dönemde bütün uluslararası alanlarda olduğu gibi, Dünya Ekonomik Forumu’nda da yer alamayışı ve küresel açıdan güçlü sayılabilecek durumda olan Türkiye gibi birçok ülkenin, forumda resmi düzeyde temsil edilememesidir. Türkiye’den, geçen senelerde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu gibi üst düzey yetkililerin katıldığı Davos Zirvesi’ne bu yıl hiçbir resmi katılım gerçekleştirilememiştir. Ayrıca geçen sene Devlet Başkanı Şi Cinping’in bizzat konuşma yaptığı zirvede, Çin’i de,  bu yıl daha alt düzeyde bir isim olan Devlet Başkan Yardımcısı Liu He temsil etmiştir. Ancak ABD, organizasyona lider düzeyinde katılım göstermemesine karşın, İklim Özel temsilcisi John Kerry, Ulusal İstihbarat (DNI) Direktörü Avril Haines, Ticaret Temsilcisi Katherine Tai ve Çalışma Bakanı Marty Walsh gibi devlet yetkilileri tarafından Davos Zirvesi’nde yoğun bir şekilde temsil edilmiştir. Ayrıca G-8 ülkelerinin liderleri de, foruma beklenen düzeyde ilgi göstermemiş ve yalnızca Almanya Şansölyesi Olaf Scholz 2023 Davos Zirvesi’ne iştirak etmiştir.

Davos Zirvesi’ne resmi düzeyde katılım talepleri de, Dünya Ekonomik Forumu tarafından katılımcılara davet yoluyla iletilmektedir. Bu resmi davet prosedürünün dışında ise, bireyler, foruma yıllık 625.000 dolar gibi yüklü bir üyelik ücreti ödeyerek, özel katılımlar gerçekleştirebilmektedirler. Ancak resmi katılımcı listelerinin büyük bir bölümünün, forum tarafından oluşturulduğu belirtilebilir. Dolayısıyla, “Dünya Ekonomik Forumu” adı verilen ve farklı görüşlerin, çok sesli biçimde ifade edilmesi gereken uluslararası bir tartışma organizasyonunda, genellikle Batılı ülkelerin iş dünyası ve siyaset temsilcilerinin, deyim yerindeyse “karşılıklı monolog” yaparak yalnız kaldıkları ifade edilebilir.  Bu bağlamda, Rusya’nın, Avrupalı ülkelere uyguladığı ve forumun ana mücadele konuları arasında yer alan “enerji kısıtlamaları” bile özellikle Avrupa ekonomisini altüst ederek sosyo-politik anlamda Batı dünyasını oldukça zor bir durumda bırakmıştır. Ayrıca Çin’in uyguladığı “Sıfır Covid politikası” da, Avrupa ekonomisi açısından, önemli ölçüde risk potansiyeli barındırmaktadır.[2]

Dünya siyasetinde, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve ileri gelen Avrupa ülkelerinin başını çektiği Batı ekseni ile, Rusya-Çin müttefikliğindeki Avrasya blokunun derin bir biçimde, ayrışma içerisinde olduğu böylesine gergin bir atmosferde “Parçalanmış Bir Dünyada İş Birliği” ana teması Batı cephesinin, Rusya’ya bir anlamda verdiği “Size karşı biz Ukrayna’nın yanındayız ve Davos’tayız” mesajı olarak algılanabilecektir. Ayrıca, esasında, bu ana tema aracılığıyla, ABD-Atlantik ve Avrupa merkezli batı ekseni tarafından Çin Halk Cumhuriyeti’ne de, dolaylı yoldan bir gözdağı verildiği belirtilebilecektir. Diğer bir yönden, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelensky’nin foruma çevrimiçi katılım sağlaması ve eşi Olena Zelenska’nın etkinlikte aktif biçimde yer alarak çeşitli dünya liderlerine Volodimir Zelensky’nin yazdığı mektupları sunması, organizasyonun, Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Ukrayna tarafından yana olan “Batı” eksenli tavrını açıkça göstermiştir.

Sonuç itibarıyla, 53. Dünya Ekonomik Forumu’nda, “Parçalanmış Bir Dünyada İş Birliği” adlı bir ana tema belirlenmesiyle birlikte Ukrayna’dan yana tavır sergilenmesi bu köklü organizasyonu küresel düzeyde eşit, demokratik bir etkinlik olmaktan çıkaran ve tamamen ABD-Atlantik eksenli batı ülkeleri cephesiyle özdeşleştiren bir slogan olarak yorumlanabilecektir. Bu bağlamda, Fransız tarihçi, antropolog, demograf, sosyolog, siyaset bilimci ve ünlü teorisyen Emmanuel Todd’un, ünlü Fransız gazetesi Le Figaro’ya verdiği röportaj da, ABD eksenli Batılı ülkelerle, Rusya-Çin bloku arasında süregelen bu derin ayrışmanın, Ukrayna-Rusya Savaşı’nın başlaması sonrası daha da keskinleştiğini doğrulamaktadır. Ayrıca bu röportaj önceleri “Bölgesel Bir Güç” savaşı gibi görünen Rusya-Ukrayna Savaşı’nın, Batılı devletler ile Rusya-Çin Bloğu arasında gün geçtikçe “Küresel Bir Güç Mücadelesine” dönüştüğünü göstermesi yönüyle önemlidir.[3] Hatta Fransız Bilim insanı Emmanuel Todd, iddialarını bir adım öteye taşıyarak ve Batı ülkeleriyle, Rusya-Çin Bloğu arasında son dönemde alevlenen siyasi mücadeleye atıf yaparak “3. Dünya Savaşı’nın, Ukrayna-Rusya Savaşı’yla birlikte resmen başladığını” öne sürmüştür.[4] Bu doğrultuda, forumda da “kutuplaşma” olduğu görülmüştür

2023 Dünya Ekonomik Forumu’nun Açılışından Önce Çevreci Protestolar…

2023 Dünya Ekonomik Forumu karşıtı çevreci aktivistlerin, geçen senelerde olduğu gibi bu yıl da etkinliğin açılışından önce düzenledikleri protesto gösterileri de, organizasyonu gölgeleyen bir başka detay olarak, kayıtlara geçmiştir. Bu yıl “İklim Değişikliğiyle Mücadele” konusunun ele alındığı Davos’ta çevreci aktivistler, “Forumun yalnızca ekonomik kaygılarla düzenlendiğini” öne sürerek, “İklim değişikliği ve diğer önemli sorunlara yönelik olarak, Dünya Ekonomik Forumu’nda, etkili çözüm önerilerinin dile getirilmemesini” protesto etmişlerdir. Bu noktada, çevreci aktivistlerin, büyük ölçüde haklı oldukları ifade edilebilir. Çünkü forumun katılımcıları, geçen yıl Davos’a gelmek için, tamı tamına 1040 jetle seyahat etmişlerdir ve bu durumda, yaklaşık olarak 350.000 otomobilin bir haftalık karbon salınımına tekabül etmiştir.[5] Dolayısıyla, Dünya Ekonomik Forumu’nda söylemsel açıdan, bu yıl “Küresel Isınma ve İklim Değişikliğiyle Mücadele” konuları ele alınmış olsa da, Davos katılımcıları, fiili yönden çelişkili biçimde geçen sene çevreyi kirleterek, “Küresel Isınma ve İklim Değişikliği’ne” bir nebze de, olsa katkıda bulunmuşlardır. Üstelik bu yıl da, benzer bir şekilde Dünya Ekonomik Forumu katılımcıları, etkinliğin yapıldığı kasaba olan Davos’a gelmek için yaklaşık 500 jet uçağıyla seyahat gerçekleştirmişlerdir. Dolayısıyla, forum katılımcılarının, özel yaşamlarındaki fiiliyatlarıyla bile, Davos Zirvesi’nde ele alınan konuları etkinsiz hale getirdikleri ifade edilebilecektir.

Sonuç

Sonuç itibarıyla, 2023 yılında düzenlenen Davos Zirvesi’nin, bütün ülkelere eşit mesafede konumlanan bağımsız, özgür ve demokratik ilkeleri esas alan uluslararası bir fikir-düşünce beyanı platformu olmaktan uzak kaldığı ifade edilebilir. Bu minvalde, demokrasi bir ödün verme ve tahammül gösterme rejimidir. Bu olgular da, her alanda, her platformda, her ulusa, her unsura eşit olma ve eşit yaklaşma prensibinden geçmektedir. Uluslararası anlamda Rusya’nın Ukrayna’yı işgal ettiği ve genel anlamda haksız gerekçelere sahip olduğu somut bir gerçekliktir. Ancak, Rusya’nın bu durumdan dolayı uluslararası organizasyonlardan tamamen izole edilmesi ve Rus halkının seçilmiş resmi temsilcilerine söz hakkı verilmemesi demokratik ilkelere genel yönden uygun bir tutum değildir. Ukrayna-Rusya Savaşı’nın, mutlaka diplomasi ve müzakere yoluyla, ülkelerce masa başında diyalogsal bir zeminde çözülmesi gerekmektedir. Bu çözüm yolları bilim insanı Emmanuel Todd’un iddia ettiği “3. Dünya Savaşı’nın” hiç başlamaması ve hatta “Dünya Barışının” sağlanması açısından son derece kritiktir. Dolayısıyla, dünya barışının ve demokrasisinin gelişimi bağlamında, Davos Zirvesi gibi uluslararası organizasyonların bağımsız özgürlükçü ve eşitlikçi bir tutum göstermesi oldukça önem arz etmektedir. Bütün bunlarla birlikte, Türkiye gibi uluslararası siyasette güçlü bir ülkenin de Davos Zirvesi’ne resmi düzeyde davet edilmemesi büyük bir eksikliktir ve forumun yanlış bir tutumu olarak nitelendirilebilir. Şu durum asla unutulmamalıdır ki; Türkiye, uluslararası arenada NATO üyesi ülke sıfatıyla, Batılı ülkeler açısından güçlü bir müttefik olabilme potansiyeline ve konumuna sahiptir.

Diğer bir yönden uluslararası organizasyonların ve kuruluşların batı egemenliğinden çıkmaları, günümüzde büyük ütopyalar olarak görülen “Dünya Demokrasisinin” gelişimi ve “Dünya Barışının” sağlanması adına son derece önemlidir. Bu minvalde, dünya genelinde resmi düzeyde yapılan uluslararası anlaşmalar haricinde, “Davos Zirvesi” gibi uluslararası platform veya organizasyonların geçerliliğini yitirmesinde, batılı ülkelerin “Küreselleşme” ve “Neoliberalizm” faktörlerini daima kendi lehlerine yorumlamalarının, büyük bir payı olduğu ifade edilebilecektir. Ayrıca 2023 Davos Zirvesi’nde “Küresel ekonominin geleceği” ve Türkiye’yi yakından ilgilendiren jeopolitik olgu  “Orta Koridor” gibi önemli konularla ilgili olumlu söylemlerde de, bulunulmuştur. Bu bağlamda, Davos Zirvesi’nde ele alınan ekonomiye ilişkin başlıklar başka bir makale konusudur Bütün bu konulara yönelik makale çalışması, ilerleyen günlerde siz saygıdeğer UPA takipçilerine sunulacaktır.

Cumhur Kartal YILDIZ

Kısır döngü içinde parçalanmış bir dünya: Davos

 

"Davos'taki bir tatil otelinin özel süitinde geçirilen dört gün içinde, dünya çapında aylarca yapılan gezilerle imzalayabileceklerinden daha fazla anlaşma imzalayabilirler"

Fotoğraf: Reuters

Kovid-19 pandemisi nedeniyle verilen aranın ardından kış döneminde yeniden toplanan Davos Ekonomik Forumu'nun çalışmaları dün tamamlandı.

Deniz seviyesinden bin 560 metre yükseklikte, dünyanın endişelerine kesinlikle aldırış etmeden onun işlerini yöneten "süper sınıf" yeniden bir araya geldi.

53. Davos Forumu'nun parlak bir başlığı vardı: 

"Parçalanmış Bir Dünyada İş birliği"


Ancak gerçek slogandan çok uzaktı.

Bu yüzlerce devlet ve hükümet başkanı, üst düzey siyasetçi, bankacı, iş adamı ve etkili kişinin katıldığı etkinliğin inandırıcılığını azalttı.

Forum, dünyanın temel düzeyde benzeri görülmemiş bozulma ve dengesizlikten muzdarip olduğu bir zamanda düzenlendi.

Bahsi geçen bozukluk ve dengesizliğin başında belki de tüm insanlığın yüzünde patlayabilecek bir saatli bombaya dönüşen dünyanın iklimi geliyor.

Kanıtı da konferansın yapıldığı kasabanın bulunduğu dağ zirvelerini kaplayan kar yüzdesindeki azalmaydı.

Uydu görüntüleri, Dünya Ekonomik Forumu'nun ilk yıllık toplantısının yapıldığı 1971 yılına kıyasla kar örtüsünün ortalama yüzde 10 azaldığını gösteriyor.


Devler buluşmasının sloganına göre dünyamızın parçalanmış olmasının sebebi nedir?

Cevap, milyonlarca insanın yoksulluğunu, çile ve sıkıntılarını hafifletme fikrine odaklanan "Oxfam" organizasyonu tarafından onaylanan ve gerçekleştirilen sosyal adaletin yokluğunda yatıyor.

Forumun açılış gününde, günümüz dünyasında hâkim olan sosyal Darwinizm'i ve bunun dünyadaki serflere verdiği zararı yansıtan "En Zenginlerin Hayatta Kalması" başlıklı bir Oxfam raporu yayınlandı.

Raporda bildirilen rakamlar sadece dikkat çekici değil, aynı zamanda benzeri görülmemiş derecede tehlikeli. Nedeni de son zamanlarda dünyanın 6 kıtasının başına gelen büyük hasara rağmen, dünyadaki milyarderlerin son 10 yılda servetlerini ikiye katlamış olmaları.

Dünya nüfusunun yüzde 1'ini oluşturan zenginlerin geliri, en yoksul yüzde 50'nin gelirinin iki katından fazla.


2020'den beri dünya çapındaki 1,7 milyar işçinin yaşadığı ülkelerde enflasyon asgari ücret tutarını aşmış olsa da milyarderlerin serveti günde 2,7 milyar dolar arttı.

Forumun Başkanı Børge Brende, bu yılki oturumun "on yıllardır en karmaşık jeopolitik ve jeoekonomik koşulların gölgesinde gerçekleştiğini" kabul etti.

Ancak özellikle Rusya-Ukrayna sahnesi düzeyinde bu karmaşıklığın arkasında kimin olduğu konusunda, tatmin edici bir yanıt vermedi.

Bu sahnede, öncüsü Amerika Birleşik Devletleri ve boyun eğmiş yaşlı Avrupa kıtasıyla birlikte NATO, Çar Putin'i yenmenin kaçınılmaz olduğu bahanesiyle askeri çatışmanın alevlerini körüklemeye devam ederken, savaşı bitirmenin yollarının arandığına dair en ufak bir belirti yok.

Dünya barışını kaybetmek üzere, çatışma davullarının çalınması, gizlemeden ve açıkça bilhassa nükleer bir küresel çatışma fikrine yönlendiriyor.

Özellikle de BM'nin geçen yıl nükleer silahların yayılma alanını azaltma konusundaki başarısızlığı ve bugün yeniden birkaç ülkenin nükleer kulübe girmeye aday olmanın eşiğinde olduğu dikkate alındığında.

Davos'tan bu yıl en çok yararlananlar dünyanın yoksulları değil, Rusya'nın yokluğundan ve kendi iç krizleriyle meşgul olan Çin'in yetersiz temsilinden yararlanan Ukraynalılar oldu.

Ukraynalılar, Almanya Şansölyesi Olaf Schultz'tan, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ve NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'e kadar yüzlerce önemli siyasi şahsiyete yönelirken, dillerinde, şiddetli savaşı uzatmak için daha fazla silah ve para için bitmek bilmeyen çağrılar vardı.

Her güvenilir analist, dünya ekonomisini iyileştirmeye yönelik Forum'un çıktılarını sorgulayacaktır.

Zira Forum'un düzenlenmesinden birkaç gün önce bizzat kendisi tarafından yayınlanan yıllık küresel risk raporu, içinde bulunduğumuz yılda, durgunluk, geçim maliyeti krizi ve artan borç sıkıntısı gibi dünyanın ufuklarında asılı kalacak ciddi tehlikeleri ortaya koydu.

Dünya Bankası'na gelince, iki hafta önce çoğu ülke için büyüme tahminlerini düşürdü ve dünyada durgunluğun tehlikeli bir şekilde yaklaştığı uyarısında bulundu.
 


Neticede sonuç, dünya çapında koşulları iyileştirmek ve doğaları değiştirmek için gerçek etkili önlemler alınmadan, daha fazla açıklama, söz, gereklilikler ve zorunluluklar üzerine daha fazla konuşmadan ibaret kaldı.

Davos'ta yaşananlar, küresel iklim konferanslarının aynısıydı; küresel ısınmaya neden olan büyük sanayileşmiş ülkelerden, günlük yaşamlarında bunun fahiş bedellerini ödeyen yoksul ülkelere milyarlarca dolarlık hayali vaatler verildi.

İklim ve beklenen küresel savaştan sonra dünyanın karşı karşıya olduğu en önemli ve tehlikeli sorunlardan biri, enerji, tedarik zincirleri ve arz ile kökten bağlantılı dünyadaki gıda ve açlık sorunu.

Kısmi veya kısa vadeli çözümler, dünyayı içinde bulunduğu çukurdan çıkarmaya artık uygun değil. Keza G7 ülkelerinin ekonomik pragmatizmi de daha yüksek enflasyonu, daha yavaş ekonomik büyüme olasılıklarını dikkate almıyor.

Aynı şekilde toplumsal huzursuzluk sorunları, açların ve muhtaçların devrimleri, bunlara çözüm aramaya gayret edenlere dahi uzak görünüyordu. Oxfam'ın tavsiyeleri bile servet biriktirmekle meşgul büyüklerin kulağına ulaşamadı.

Davos liderlerinden, gelişmekte olan ülkelerin enerji alanında geçişini finanse etmeyi ve iklim değişikliğine eşlik eden doğal afetler için tazminat ödemeyi öngören kesin, tek bir karar çıkmadı.

Forumun nihai bildirisi, güneydeki ülkeler veya dünyanın geri kalan fakir ülkeleri tarafından onaylanmadı.

Parçalı bir üçüncü dünya savaşı yaşayan dünyanın parçalanmış olmasının sebeplerini Papa Francis'den de daha güzel ve samimi şekilde ifade eden Forum'un kurucusu Profesör Klaus Schwab'ın şu sözleriydi:

Uluslararası iş birliği eksikliği, kısa vadeli ve bencilce politikalara yol açıyor, bu da bir kısır döngü içinde dönme ve krizlerden çıkamama anlamına geliyor.


Davos Forumu'nun aldatma içermeyen gerçeği, "Davos Adamı: Milyarderler Dünyayı Nasıl Yuttu" kitabının yazarı Amerikalı gazeteci Peter Goodman tarafından dürüstçe ele alındı.

Kitapta şöyle deniyor:

Davos'taki bir tatil otelinin özel süitinde geçirilen dört gün içinde, dünya çapında aylarca yapılan gezilerle imzalayabileceklerinden daha fazla anlaşma imzalayabilirler.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Independent Türkçe için çeviren: Asasmedia

SORU 2 “Pandemi, Sağlık ve İklim Denklemine Yeni Bilinmeyenler Ekledi”

 İkinci sorum, pandeminin iklim değişikliği ile ilişkisi üzerine. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz? Koronavirüs dışında da çeşitli salgınlar yaşandı. Bunların önemli bir kısmının iklim değişikliği ve çevre sorunlarıyla ilişkili olduğunu söyleyen bilim insanları var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

“İklim değişikliği COVID-19 pandemisinin nedeni midir?” veya “İklim değişikliği COVID-19 pandemisine yol açmış mıdır?” Bu sorunun cevabı evet- hayır değildir. Araştırılması gereken bir sorudur.

İklim koşullarındaki değişimler ekoloji ve biyoçeşitlilik üzerine etki ettiği gibi, halk sağlığı açısından altı önemli göstergeyi de değiştirmektedir.

1- Hastalık örüntüsü

2- Hastalık kaynağı

3- Hastalık etkenlerinin çeşitliliği-yapısı-miktarı-gücü

4- Etkenlerin taşınma yolları

5- Taşıyıcılar

6- Etkenlerin konakladığı canlı ve cansızlar

7- Bulundukları çevre özellikleri

İklim değişikliğiyle bulaşıcı hastalıklar ve/veya vektörlerle bulaşan hastalıklar ilişkisinde sıcaklığın düzensiz ve aşırı artması, düzensiz yağış dağılımı, uzamış mevsimsel geçiş dönemleri, buharlaşmada yaşanan değişim ve artma eğilimi daha fazla sorumlu tutuluyor. Görülen bu farklılıklar hastalığa neden olan etkenlerin dağılımında değişim, artış, çoğalma ve zarar verme gücünde artış; eski hastalıkların yeniden hortlaması, şekil değiştirerek tehdit haline dönüşmesi ile sonuçlanabilmektedir. COVID-19 (SARS-CoV-2) adından da anlaşılacağı üzere, SARS ailesinin yeni üyesidir. SARS-CoV hayvan kaynaklı (yarasalar) bir virüstür.

Şu an COVID-19 pandemisi ile mücadele sürecindeyiz. Öncelikle bireysel düzeyde filyasyon, önleme ve tedaviye; toplumsal düzeyde surveyans ve pandemi yönetimine odaklanmış durumdayız. İklim değişikliği ve pandemi ilişkisini tanımlamak için geriye ve ileriye dönük ekoloji çalışmaları yapmak gerekecektir. Coğrafik Bilgi Sistemleri (CİS) ile doğa, çevre, canlı hayatı örüntüleri ile hastalık yayılımı ve iklim değişikliği parametreleri karşılaştırılarak kaba korelasyonlar, kümelenmeler elde edilebilir. Kümelenmelerin detaylı epidemiyolojik açılımları bize doğruya yakın bir cevap sağlayabilecektir. Bu çalışmalar öncelikli midir? İklim değişikliği ve sağlık ilişkisini çalışan bir halk sağlığı uzmanı olarak, bana sorarsanız, önceliklidir. Dünya Bankası ve DSÖ raporlarında da vurgulandığı gibi; üzerinden zaman geçince unutmamak için, aniden gelişebilecek diğer bir sağlık aciline karşı hazırlıklı olmak için, hazırlıklı olmaktan daha öte, donanımlı, erken uyarı sistemleri mevcut, B planları geliştirilmiş ve hızlı yanıt verebilme kapasitesine sahip bir yapıyı hemen şimdi kurmalıyız.

SORU 1 “Pandemi, Sağlık ve İklim Denklemine Yeni Bilinmeyenler Ekledi”

 Pandemi süreciyle birlikte tüm insanlık büyük bir altüst oluştan geçiyor. Öncelikle böyle bir salgının gerçekleşeceğini tahmin ediyordu sanırım epidemiyologlar. Seyrettiğim bir belgeselde, “asıl soru pandemi olacak mı değil, ne zaman” olmalı diyordu. Bir halk sağlıkçı hekim olarak bu konuda görüşlerinizi almak isterim. Bu durum bu kadar beklenirken, neden tüm dünya bu kadar hazırlıksız yakalandı?


“Dünya hazırlıksız mı yakalandı?” sorusuna cevap vererek başlayalım isterseniz. “Hazır olma” konusunu biraz açalım. Bireysel-toplumsal-küresel, ulusal- uluslararası, hane-mahalle-bölge-şehir ve sınıraşan hazır olma amaç, hedef ve stratejileri birbirinden farklıdır. Plan ve politika belgelerinin de farklı, aynı zamanda birbirini tamamlayıcı şekilde hazırlanması gerekir. Hazır olmanın temel unsurları yer, zaman, insan gücü, birlikte yapma kültürü ve bütçedir. Dünya kritik altyapılarını güven altına almışsa, bilinen ve bilinmeyen tehditlerle rahatlıkla başa çıkabilir. Özellikle “dünya” üzerine vurgu yapmak isterim. Günümüzde var olmanın, ben ve sizin varlığınıza bağlı olduğunu çok iyi öğrendik. Bütün bu süreçler, büyük verinin (big data) süzülüp, amaçlar doğrultusunda en verimli şekilde kullanılmasının önemini, yenilik (inovasyon) ihtiyacını ve sayısallaştırmanın (dijitalizasyon) gelecek olduğunu insanlığa hatırlattı. Gelecek için enerji şarttır. Farklı bir pencereden bakıldığında da; artan nüfus ve özellikle de nüfus yoğunluğu (kilometrekareye düşen insan sayısı) sağlıklı yaşam ortamlarının inşasını ve sürdürülmesini imkânsız hale getirebiliyor. İnsanlar, taleplerini karşılayacak merkezlere yakın yerleşmeye çalışırken; bu merkezler çevre, sosyal yapı ve sağlık açısından riskli bölgeler haline geliyor. Geliştiğini düşünen insanlar ve toplumlar, özellikle yaşama sağlıklı başlamak ve yaşamı kaliteli sürdürmek gibi sağlığın sosyal belirleyicilerini göz ardı etmeye başladılar. Toprağa çıplak ayakla basmak yerine yürüyen bantlarla ve/veya ışınlanarak eve ulaşmanın derdine düştüler.
Gündemi ve kafası bu kadar karışık olan insanlara, iklim değişikliğinin hızla artan etkilerini, hazırlıklı olma, uyum sağlama, direnç kazanma, olayları iyi yönetme ve etkiler ortadan kalktıktan sonra toplumu eski haline hızla döndürme süreçlerini anlatmaya çalışıyorduk uzun süredir. Soyut gibi görünen bir olayı somutlaştırmak için, “kanıt gerekir” diyorduk. Kanıtları iklim taraflarının (COP) raporlarından takip ediyorduk. İklim değişikliği ile ilgili olağanüstü bir olay için “Dünya hazırlıksız mı yakalandı?” sorusunun cevabını “evet” diye verebilirdim. Çünkü, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Direktörü COP 25’te (2-13 Aralık 2019), açık bir şekilde, “geç kaldık” demişlerdi. Halbuki, iklim değişikliği için her türlü senaryo çalışılmış ve hazır olma stratejileri de ortaya konmuştu. Peki neden umutsuzluk var? Cevap COP 24 ve COP 25’te DSÖ tarafından yayımlanan raporlarda yer alıyor.


Pandemi konusuna gelirsek; 2017 yılında “Uluslararası Finansal Hazırlık Çalışma Grubu” tarafında Dünya Bankası için hazırlanan “Panik ve İhmal Yerine, Sağlık Güvenliğine Yatırım Yapmak: Ulusal Düzeyde Pandemi Hazırlığının Finansmanı” başlıklı rapor ilginç bilgiler ortaya koyuyor. Raporda; 2003 şiddetli akut solunum yolu sendromu (SARS-CoV), 2005 Kuş Gribi (Avian İnfluenza), 2009 Pandemik İnfluenza A (H1N1-Domuz Gribi), 2012 MERS-CoV, 2014 Ebola (virüs 1976’da tanımlanmıştır), 2015 Zika (1952’de insanda saptandı) ardından ekonomik çöküşlerin beraberinde geldiği vurgulanıyor. Geçen sürede, bu büyük olaylardan ders alınmadığı; pandemi hazırlık ve müdahale yatırımlarının “acımasızca” yetersiz kaldığı; çok uzak olmayan bir gelecekte dünyanın yeni bir pandemi ile yüzleşeceğinin bilindiği; yeni patojenlerin kaçınılmaz şekilde savunma mekanizmalarını aşarak derin yaralar bırakacağı ve dünyanın savunmasız kalacağı belirtiliyor.


2019 yılında DSÖ, “Küresel İnfluenza Stratejisi 2019-2030, Önleme, Kontrol, Hazır Olma” belgesini yayımladı. Belge; DSÖ 13. Genel Çalışma Programı kapsamında yer alan “sağlık acilleri” stratejik önceliğini desteklemek için hazırlanmıştı ve Dünya Bankası raporunda referans alınan tüm olaylardan elde edilen deneyimlerle geliştirildiği anlatılmıştı. Türkiye’de de Sağlık Bakanlığı tarafından “Pandemik İnfluenza Ulusal Hazırlık Planı, 2019”u hazırlanmıştır.


Eylül 2019’da, DSÖ tarafından yayımlanan “Risk Altındaki Dünya: Sağlık Acilleri için Küresel Hazırlık Yıllık Raporu, Küresel Hazırlık İzleme Kurulu, Eylül 2019” belgesinde, üzerinden yıllar geçtikçe unutulan sağlık acillerinin her zaman akılda tutulması gerektiği; her düzeyde liderin önceliğinin tüm toplumu etkileyecek sağlık acillerine hazırlıklı olmak olduğu da belirtilmişti. Bu belgede dünyayı sağlık acillerine hazır hale getirecek yedi acil faaliyet önerilmişti:


1- Hükümet başkanları taahhütte bulunmalı ve yatırım yapmalıdır.


2- Ülkeler ve bölgesel kuruluşlar örnek teşkil etmelidir.


3- Bütün ülkeler güçlü sistemler inşa etmelidir.


4- Ülkeler, destekleyiciler ve çok taraflı kurumlar en kötüsüne hazırlıklı olmalıdır.


5- Finansman kurumlarının finansal risk planlaması ile hazır hale gelmeleri esastır.


6- Kalkınma yardım fonları, hazırlık için teşvikler oluşturmalı ve miktarları artırmalıdır.


7- Birleşmiş Milletler koordinasyon mekanizmalarını güçlendirmelidir. Her şey hissedilmiş, düşünülmüş ve “hazır olma” hazırlıkları yapılmıştı. Aralık 2019’da dünya COVID-19 pandemisiyle bu şekilde karşılaştı.

Dünya Sağlık Örgütünü Kim Yönetiyor

Dünya Sağlık Örgütünü Kim Yönetiyor

https://youtu.be/Jan0tcZmK9c

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ (WHO) ARDINDAKİ BİLİNMEYENLER

 Yazının Giriş Tarihi: 29.10.2020 16:45

Yazının Güncellenme Tarihi: 29.10.2020 16:45

Dünya Sağlık Örgütü (World Health Organization - WHO), Birleşmiş Milletler'e bağlı olan ve toplum sağlığıyla ilgili uluslararası çalışmalar yapan örgüttür.

Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletler çatısı altında 19-22 Temmuz 1946 tarihlerinde New York'ta düzenlenen Uluslararası Sağlık Konferansı'nda BM’ye üye 51 ülkenin temsilcisi ile Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), OIHP (Merkezi Paris’te bulunan Uluslararası Halk Sağlığı Bürosu), PAHO, Kızılhaç, Dünya İşçi Sendikaları Federasyonu ve Rockefeller Vakfı temsilcileri Dünya Sağlık Örgütü anayasasını oluşturuldu.

DSÖ Anayasası 22 Temmuz 1946 tarihinde 61 ülkenin temsilcisi tarafından imzalanmış ve DSÖ Anayasası en az 26 üye ülke tarafından resmen kabulü ile yürürlüğe girmiştir.

Merkezi Cenevre'de bulunan ve 150 ülkede faaliyet gösteren DSÖ bünyesinde 7 bini aşkın kişi görev yapmaktadır.

Örgütün başkanlığına 2017 yılında Etiyopyalı Tedros Adhanom Ghebreyesus 5 yıllığına seçilmiştir.

Tedros Adhonam Ghebreyesus, 2017'den beri Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü olarak görev yapan Etiyopyalı bir mikrobiyolog ve uluslararası kabul görmüş sıtma araştırmacısıdır. Ayrıca Afrika Birliği tarafından onaylanan "doktor olmayan kişidir" ve ilk kez örgütün başına getirilen tek Afrikalıdır.

DSÖ'nün tüzüğünde kuruluş amacı "Tüm insanların mümkün olan en yüksek sağlık düzeyine ulaşmaları" olarak belirtiliyor. Örgüt bu amacı gerçekleştirmek üzere uluslararası sağlık çalışmalarının koordinasyonunu ve eşgüdümünü sağlıyor.

Politikalarını ülkelere empoze etme yetkisi olmayan DSÖ, hastalıkların önlenmesi ve alınacak önlemler konusunda hükümetlere tavsiyelerde bulunuyor.

Covid-19 pandemi süreci ABD Başkanı Donald Trump'ın DSÖ'ye ayar vermesi ile birlikte küreselcilerin yönetiminden uzaklaşıp ulusalcıların yönetimine geçerek gerçek kuruluş amacına hizmet edeceği değişimin ayak sesleri midir?

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Sağlık Örgütü'ne (WHO) koronavirüs salgını döneminde yaptığı eleştirilerin salgının dünya geneline yayılmasında ciddi sorumluluğunu olduğunu ve bu konuda en başta örgütün dünyayı yanılttığını savundu, ardından maddi yardımları da durdurduğunu açıkladı.

ABD, Dünya Sağlık Örgütü'nün yıllık bütçesinin yüzde 14'ünden fazlasını fonluyor. Yıllık yardımları 400 milyon doların üzerinde.

Donald Trump, salı günü Beyaz Saray'ın bahçesinde düzenlediği basın toplantısında, ABD'nin bu süreçte WHO'yla ilgili bir soruşturma yürüteceğini söyledi, "Bu soruşturma, WHO'nun koronavirüsün yayılmasını gizlemesine ve süreci iyi yönetmemesine yönelik olacak" dedi.

ABD'nin maddi yardımları durdurmasının ardından Dünya Sağlık Örgütü'nün bir numaralı finansörü Bill ve eşi Melinda Gates Vakfı. Bu vakıf, örgütün bütçesinin yüzde 9,76'sını finanse ediyor. Bu da yıllık yaklaşık 250 milyon dolara denk geliyor. Eğer ABD gönüllü katkının tümünü keserse, Bill ve Melinda Gates Vakfı, WHO'nun en büyük finansörü durumuna gelecek.

Üçüncü sıradaki finansör ise, dünya genelinde aşıların yaygınlaştırılması için çalışan, en büyük finansörü yine Bill ve eşi Melinda Gates Vakfı olan GAVI AŞI İTTİFAKI. GAVI'nin bütçeye katkısı da yüzde 8,39.

DSÖ'nün dünya ülkeleri üzerinde yaptığı faliyet ve oluşumlarının yakın tarihini kısaca analiz edecek olursak; 2000, 2010, 2019 kuşağında Dünya üzerinde etkili olan salgın ve  öldürücü hastalıklar kuş gribi, domuz gribi, şap hastalığı (deli dana) sars ve mers!..

Covid-19 pandemi sürecinde de DSÖ’nün başarılı olduğu henüz gözlenmemiştir.

CNN International’ın Lancet Bulaşıcı Hastalıklar tıp dergisinde yayınlanan araştırmadan derlediği habere göre, Covid-19 salgın hastalığı nedeniyle yaşanan ölüm oranı hafif veya asemptomatik vakalar da dahil edilince abartıldığı ölçüde değil, yüzde 0.66’ civarlarında seyrediyor...

Covid 19 dünyadaki güncel vaka sayısı

44 Mn,+358 B

İyileşen hasta, 29,8' Mn,

ölen hasta sayısı, 1,17' Mn..

SARS ve MERS bulaşıcı hastalığı ölüm oranı ise bu verilerin çok daha fazla üzerinde iken neden dünyada "Pandemi" ilan edilmedi?

Peki DSÖ nerelerde başarılı olup neler yapmıştır?

Mesela DSÖ'nün izni dâhilinde olmayan hiçbir en iyi şekilde geliştirilmiş ve üretilmiş tıbbî cihazlara kullanım izni verilmediğini biliyor muyuz?

Yahut; AİDS üzerinde yapılan faydalı çalışmaları görmezden gelirken, kanserli hastalara uygulanan kemoterapi uygulamaları ile insan vücudunda ki hücreleri öldürüp hastane mikrobu ve gribal enfeksiyonlar vesilesi ile insanların ölüme terk edilebildiğini?

Rockefeller vakfı temsilcileri neden bu kuruluşun kurucuları içerisinde?

Bill ve Melinda Gates bu örgütün neden en büyük finansörü?

5 soruda Dünya Sağlık Örgütü: Nedir, nasıl işler, kim finanse ediyor?

 5 soruda Dünya Sağlık Örgütü: Nedir, nasıl işler, kim finanse ediyor? 

Dünya Sağlık Örgütü merkezi
Dünya Sağlık Örgütü merkezi   -  ©  Martial Trezzina/AP
 Kamuran Samar

Birleşmiş Milletler (BM) çatısı altında 'insanların yüksek sağlık düzeyine ulaşmaları ilkesiyle' kurulan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) koronavirüs salgını döneminde izlediği politikalardan dolayı özellikle Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yönetiminin yoğun eleştirilerine hedef oluyor.

Koronavirüs salgını nedeniyle Dünya Sağlık Örgütü'nü suçlayan ABD Başkanı Donald Trump, örgüte sağladıkları fonu kestiklerini açıklamıştı.

Dünya Sağlık Örgütü nasıl kuruldu?

Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletler çatısı altında 1948 yılında kuruldu. Merkezi Cenevre'de bulunan ve 150 ülkede faaliyet gösteren DSÖ bünyesinde 7 bini aşkın kişi görev yapıyor.

Örgütün başkanlığına 2017 yılında Etiyopyalı Tedros Adhanom Ghebreyesus 5 yıllığına seçilmişti.

Tedros Adhanom Ghebreyesus ile birlikte örgütün başına ilk kez bir Afrikalı getirildi.

Üyeleri kimler?

Dünya Sağlık Örgütü'nün Lihtenştayn hariç 194 üyesi bulunuyor.

Türkiye, 9 Haziran 1949 tarih ve 5062 sayılı Kanunla DSÖ tüzüğünü onaylayarak, Örgüt'e resmen üye oldu.

DSÖ'nün kuruluş amacı nedir, ne gibi çalışmaları var?

DSÖ'nün tüzüğünde kuruluş amacı "Tüm insanların mümkün olan en yüksek sağlık düzeyine ulaşmaları" olarak belirtiliyor. Örgüt bu amacı gerçekleştirmek üzere uluslararası sağlık çalışmalarının koordinasyonunu ve eşgüdümünü sağlıyor.

Politikalarını ülkelere empoze etme yetkisi olmayan DSÖ, hastalıkların önlenmesi ve alınacak önlemler konusunda hükümetlere tavsiyelerde bulunuyor.

DSÖ'nün 3 ana çalışma alanı

  • Her ülkede tüm vatandaşları kapsayacak genel sağlık sigortası için çalışmalar yapmak
  • Acil durumlarda önleyici politikalarla hemen harekete geçmek
  • Herkes için sağlıklı yaşam konusunda bilinçlendirme çalışmaları yürütmek

Kimler finanse ediyor?

Dünya Sağlık Örgütü'nün bütçesi 2 yıllık dönemler halinde belirleniyor. 2020-2021 bütçesi 4.85 milyar dolar olarak belirlendi. Bu da bir önceki iki yıllık bütçeye oranla yüzde 9 daha fazla.

Her ülke DSÖ'ne bütçesine, nüfusuna göre katkıda bulunuyor. Bu üyelik ücreti olarak da geçiyor. Bunun dışında bazı ülkelerin Örgüt'e gönüllü katkısı ve toplanan bağışlar söz konusu.

ABD'nin 800 milyon doları aşkın olan gönüllü ve üyelik katkısının toplamı DSÖ'nün gelirinin önemli bir kısmını oluşturuyor.

Ülkeler dışında Avrupa Komisyonu ve Bill Gates Vakfı da en fazla katkıda bulunan kuruluşlar olarak öne çıkıyor.

Başarıları ve başarısızlıkları neler?

1970li yıllarda görülen çiçek hastalığına karşı sıkı bir mücadele ortaya koyan Dünya Sağlık Örgütü, hastalığın kontrol altına alınmasında önemli rol oynadı. Örgüt, Afrika, Asya ve Ortadoğu’da halk sağlığını ciddi bir şekilde tehdit eden ve çocuk felci olarak bilinen polyo hastalığına karşı da küresel mücadeleye öncülük etti.

Bunun yanı sıra Ebola ve Zika virüsüne karşı da uluslararası sağlık çalışmalarını koordine etti.

Koronavirüs salgını döneminde ise birçok kesimden Dünya Sağlık Örgütü'ne övgü gelirken, ABD Başkanı Trump Örgüt'ü Çin yanlısı olmak ve salgının yayılmasında sorumluluğu olmakla suçladı.

DSÖ, Batı Afrika'da ortaya çıkan Ebola virüsüne karşı yeterince erken harekete geçmemekle eleştirilmişti.

Okul Ne İşe Yarar?

  Her kurum gibi okul için de bu "Okul ne işe yarar" sorusu sorulur ve sorulması gereken, çok önemli bir sorudur. Kişilerin nerede...