12 Haziran 2013 Çarşamba

Ramazan Ayı Ne zaman

Ramazan ayı geçtiğimiz yıl sıcak yaz aylarına denk gelmiş ve tatil planı yapmak isteyenler ise Ramazan ayı nedeniyle ertelemek zorunda kalmıştı. Bazı vatandaşlarımız ise erken rezervasyon yaptırdığı için Ramazan bayramını tatilde geçirmek zorunda kalmıştı.

2013 Ramazan Ayı Hangi Tarihte Başlıyor



Ramazan bayramına yaklaşık 6 ay kadar bir süre var. Ancak, 2012 Ramazan ayı daha dün gibiydi. Bu yıl Ramazan ayı 9 Temmuz 2013 tarihinde başlayacak. Kışı sevmeyen ve haziran ayını iple çeken herkes 1 aylık haziran süresince yaşayabildiği kadar tatil yaşamak zorunda kalacak. Çünkü, 1 ay sonra Ramazan ayı başlayacak ve iş dışında herhangi bir aktivite yapmak doğru olmayacak. Ramazan ayı her yıl 12 gün öne geliyor. Bundan 10 yıl önce soğuk kış aylarında kutladığımız Ramazan şimdi sıcak yaz aylarına denk geliyor. Ama zamanla tekrar kış aylarına gelecek ve sıcak yaz ayların susuz kalan Müslümanlar serin kış aylarında çok daha kolay oruç tutabilecek.

Bebeklerin Ağzına Göre Kitaplar

Animal Sounds Fun is a cloth "book", there's only 3 "pages". The spine of the book is a bumpy textured, plastic handle shaped teether with 3 different shaped ring teethers attached. Each page has the cellofane crinkleys sewn in to it. The cover has 2 triangle shaped textured teethers sewn into the 2 outter corners...perfect because my little guy mostly chews on this 'book" right now anyways! Inside the fabric of the middle page is a squeeky gizmo that squeeks LOUDLY when you push or squeeze it.
This book is brightly colored and BUSY with lots of patterns in the back grounds of each picture. It's has very simple and basic sentences on each page!...an example from one page .."Ribbit " says the frog. With a picture of a frog of course! Ther are 6 animals covered in this book. I have found that babies/ toddlers LOVE the whole animal noise silliness. So I think this book/toy is good start for my little guy! like I said though his main interest right now is chewing on it and the great thing about this book/toy is that HE CAN chew on it...drool on it ... or what ever...it's not gonna hurt it! He is really into the crunchy- crinkley part too!
I have gotten quite a few giggles out of him "reading" it to him and overexaggerating the animal noises! It's been a great addition to his toy collection...and teethers!
I'm not sure if this is ok to put into the washer...I think not though because of the sqeeky toy part in it..but it wipes down easily enough.





27 Mayıs 2013 Pazartesi

Suriye Türkiye’yi nereye sürüklüyor

Suriye krizi yayılma eğiliminde. Hizbullah lideri Nasrallah Esad için savaştıklarını gizlemiyor artık. Geçen hafta Amman’da toplanan “Suriye’nin Dostları” da ilk kez Hizbullah ve İran’ın adını telaffuz ettiler. Lübnan’da ise mezhep çatışmaları yaşanıyor. Bu durumun devam etmesi hâlinde Türkiye’nin nelerle karşılaşabileceğini Reyhanlı gösterdi.
BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın hafta sonunda gazetecilere söylediğine inananların sayısı da artıyor. Demirtaş, “Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve onun bürokrasisi Suriye’yi okuyamıyor. Bakan ‘Halep’i Şam’ı sokak sokak biliyorum’ diyor. Bilmiyor. Kürt’ün, Arap’ın, Ermeni’nin duygusunu bilmiyor. Hakkâri’nin de Şam’ın da sokağını bilmiyor” demiş.
Yine hafta sonunda gazetecilere konuşan Davutoğlu ise Ankara’nın Suriye’de ABD çizgisine geldiğine dair yorumlar için “senkronizasyon sağladık” demiş. Kimin “senkronize olduğu” ortada. Davutoğlu ayrıca, haziranda yapılacak Cenevre-2 zirvesinin başarı kriterini “Türkiye’deki bütün mültecilerin heybelerini alıp ülkelerine dönmeleri” olarak tanımlamış.
Bu da Ankara’nın yeni önceliğin ne olduğunu gösteriyor. Başbakan Erdoğan, tartışmalı Reyhanlı ziyaretinde, Esad’a yine verip veriştirdi. Hükümet elbette ki geçmiş söyleminin kurbanı durumunda. Ancak Suriye denklemi Türkiye açısından tehlikeli bir şekilde değişmiş bulunuyor. Mevcut denklemdeyse Esad’ın en azından Erdoğan ve Davutoğlu’nun istedikleri şekilde gitmesi pek olası görünmüyor.
Bu arada, Suriyeli muhalefetin silahlandırılması konusunda da gerçekler olduğu gibi yansıtılmıyor. Davutoğlu gazetecilere bugün yapılacak AB dışişleri bakanları toplantısından sonra muhalefete dönük silah ambargosunun “yüzde 90” kalkacağını söylemiş. Bu da gelişmelerin sanki Türkiye’nin arzuladığı şekilde olduğuna dair bir izlenim yaratıyor.
Ancak durumu iyi anlamak gerekiyor. AB’nin ambargosu bir “konsensüs” ile kalkmayacak, mevcut ambargonun yenilenmesi konusunda konsensüs olmadığından kendiliğinden kalkacak. Bu durumda İngiltere, Fransa, İtalya ve İspanya gibi üyeler muhalefeti silahlandırma sorumluluğunu alacaklar. Başını Avusturya’nın çektiği grup ise buna ciddi şekilde karşı çünkü silahların radikal İslamcılara geçeceğini söylüyorlar.
Ancak, bazı Avrupalı ülkeler muhalefeti silahlandırma kararı alsalar bile, bunun sahadaki durumu değiştirebilecek nitelikte olacağı şüpheli. Bu yardımın anlamlı olması için güdümlü uçaksavar füzeleri ve ağır silahların verilemesi gerekiyor. Yoksa şu anda bile Türkiye ve diğer ülkeler üzerinden giden türden silahların dengeyi değiştirme yeteneği yok.
Davutoğlu’nun radikal İslamcı El Nusra ile ilgili olarak gazetecilere söyledikleri de bu bağlamda ilginç. Kendilerinden sürekli söz etmenin bu örgütleri büyüttüğünü savunan Davutoğlu, “Başta 500-600 kişilik kontrol edilebilecek bir grupken bugün 5000-6000 kişi oldular” demiş ve El Nusra’nın terör örgütü ilan edilmesinin “faydadan çok zarar getirdiğini” söylemiş.
Bu garip savunmada en azından Suriye’deki Selefilerin nasıl arttığına dair bir itiraf var. Zamanında Rusya’ya karşı Afgan mücahitlere sofistike silahlar sağlamış olmanın acı sonuçlarını sonradan yaşayan Batılı ülkelerinin, merkezî emir-komuta zincirinden yoksun Suriye muhalefetine bu tür silahların verilmesine razı olacakları kuşkulu.
Diğer yandan Suriye muhalefetinin silahlandırılması durumunda Esad’ı destekleyen Rusya ve İran ile Hizbullah’ın bunu oturup seyredeceklerini düşünmek de saflık olur. Uzun lafın kısası Suriye krizine askerî çözüm ufukta hâlâ görünmüyor. Cenevre’den ne çıkacağı da belli değil. Fakat olumlu hiç bir şey çıkmazsa krizinin bölgeye yayılma eğilimi artacaktır.
Reyhanlı sonrasında Suriye’nin Türkiye’yi nereye sürüklediğini bilmeyen vatandaşlar arasında, hükümetin durumu iyi okuduğunu ve gerekli tedbirleri aldığına dair bir inancın olduğunu söylemek de zor. Ne yazık ki ABD’de yapılan “senkronizasyonun” işe yarayacağını ummaktan başka çaremiz yok gibi. Yoksa işimiz gerçekten zor görünüyor.

Fenerbahçe’de kalacak-gidecek listesi

2012-2013 sezonunda üç kupada birden mücadele eden Fenerbahçe transfer harekatına başladı. Sarı-lacivertli takımın gözden çıkardığı ve kadrosuna almak istediği isimleri sporx.com derledi

Share/Save/Bookmark Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült

2012-13 sezonunda bir Türkiye rekoru kırarak 64 maça çıkan Fenerbahçe’de bazı isimler, beklenen etkiyi yaratamadı. Bazı oyuncular ise zorunluluktan veya alternatifsizlikten ötürü çıktıkları maçlarda, kendilerine gelen şansı iyi değerlendiremedi. Fenerbahçe gönderilecek bu isimlerin yerine daha kritik ve sahada daha verimli olabilecek oyuncuları kadrosuna eklemek için harekete geçti. İşte gönderilecek ve kadroya katılacak isimler.

Gönderilecek isimler

» Serdar Kesimal: Fenerbahçe’nin Kayserispor’dan büyük umutlarla transfer ettiği Serdar, kendisine gelen şansları iyi değerlendiremedi. Müdahalelerinde başarısız olan, savunmanın arkasına adam kaçıran Serdar için sarı lacivertliler teklif bekliyor.


» Milos Krasic: Juventus’tan 7 milyon avro bedelle kadroya katılan Sırp kanat oyuncusu, sezon boyu fit bir görüntü çizmedi. Krasic’in İtalya veya Rusya’da bir takıma gitmesi bekleniyor.


» Miroslav Stoch: 2011/12’de Fenerbahçe’nin en önemli kozlarından biri olan Stoch, geçen sezon beklentilerin çok uzağında kaldı. Kocaman’dan nadiren şans bulan ve oldukça dağınık görünen Stoch, önümüzdeki sezonun planlarında yer almıyor.


» Sezer Öztürk: Aykut Kocaman’ın kadroya dahi almadığı Sezer’i isteyen takımlar arasında Beşiktaş bulunuyor.


» Cristian Baroni: Alex de Souza’nın gidişinden sonra hücuma daha yakın oynayan Cristian’ın yerine ara transferde Belhanda istenmiş fakat alınamamıştı. Baroni için Avrupa’dan taliplerin olduğu iddiaları geliyor. Fenerbahçe ve oyuncunun menfaatleri doğrultusunda Cristian’ın da transferine izin verilebilir.

Transferi düşünülenler

» Cenk Tosun: Pierre Webo ve Moussa Sow dışında sadece Semih Şentürk’ü kadrosunda bulunduran ve Semih’i de fazla kullanmayan Aykut Kocaman, Cenk’i bu mevkiye alarak yoğun maç temposuna karşı önlem almak istiyor.


» Ömer Toprak: Savunmaya kaliteli bir isim ekleyerek, burada da toplam kaliteyi artırmak isteyen Aykut Kocaman, Ömer Toprak’ı listesine aldı.


» Erkan Zengin: Sağ açıkta Dirk Kuyt dışında oynayacak isim bulumayan Aykut Kocaman bu bölgeyi Erkan Zengin’le kuvvetlendirmek istiyor.


» Veysel Sarı: Gökhan Gönül’den üç ay boyunca faydalanamayacak Fenerbahçe’nin, en kritik maçları sezon başında oynanacak UEFA Şampiyonlar Ligi ön eleme maçları. Burada sıkıntı yaşamak istemeyen Fenerbahçe, Veysel Sarı’yı kadrosuna dahil etmek istiyor.


» Van der Vaart: Hücuma dönük orta saha olarak, takım savunmasına yardım eden, skora katkı yapan ve paslarıyla kapanan savunmaları açacak bir isim arayan Fenerbahçe için van der Vaart bu hedefte aranan isimlerden biri olarak dikkat çekiyor.


SON 10 YILIN EN KÖTÜSÜ

Spor Toto Süper Lig’de 2012-2013 sezonunda 56 gol atan Fenerbahçe, son 10 yılın en kısır sezonunu yaşadı. Ligi altıncı sırada tamamladığı 2002-2003’te 55 gol atan sarı-lacivertliler, geride kalan sezonu ikinci sırada bitirmesine karşın rakip fileleri 56 kez havalandırdı. Kalesinde ise 39 gol gören Fenerbahçe, son dokuz yılın en çok gol yediği sezonunu geride bıraktı. Spor Toto Süper Lig’de bu sezon gollerinin büyük bölümünü maçların ikinci yarılarında atan Fenerbahçe’nin, yediği gollerin çoğunluğu ilk yarıda geldi. Attığı 56 golün 34’ünü ikinci yarıda kaydeden sarı-lacivertliler, yediği 39 golün ise 25’ini ilk yarıda kalesinde gördü. 2012-2013 sezonunda 64 resmi maç yapan Fenerbahçe, rakip filelere 103 gol attı.

İslam’da sosyal adalet

Seyyid Kutub ve Mevdudi gibi alimlerin çeviri eserleriyle, Türkiye’de İslam’ın siyasal boyutu ve tevhidi düşünce ivme kazanmıştır. İslamcılığın siyasal arenada boy göstermesi ise Merhum Erbakan Hoca’nın başlattığı demokratik mücadele ile başlamıştır. İran İslam Devrimi, Afgan cihadı, Filistin kıyamı ve çeviri eserler İslami hareketi beslemiş, Müslümanlar yavaş yavaş her alanda kurumsallaşmışlardır.
Bu coğrafyada ivme kazanan ve mücadele eden sadece İslamcılık değil elbet. Aynı dönemde marksizmin de yükselişte olduğunu düşünürsek, Mümtazer Hoca’nın 21 Mayıs 2013 tarihli Zaman Gazetesi’nde neşredilen yazısında haklı olduğunu söyleyebiliriz. Zira marksizme bir denge unsuru olarak kullanılmak istenen çeviri eserler furyasına bu sefer Seyyid Kutub dahil edilmiştir. Nasıl mı? Nasılını izah etmeden evvel, Türköne üstattan kısa bir alıntı yapayım:
“Hamza Türkmen’in verdiği bir bilgi sarsıcı idi. 1960’lı yıllarda, Müslüman Kardeşler’in kurucu isimlerinden Seyyid Kutup’un cihad çağrısı yapan kitapları, MİT tarafından Türkçeye tercüme ettirilmiş. Sebep, güçlenen Marksist siyasi akımlarla rekabet edecek bir siyasi akımın oluşturulması imiş. Soğuk Savaş döneminde işleyen mekanizmanın uzantılarını belki daha derinlerde aramak gerekecek.”
Sevgili okuyucu, “İslam’da Sosyal Adalet” isimli eserin müellifi Seyyid Kutub, bilindiği üzere; yazdıklarının bedelini darağacında ödemiş, Cemal Abdunnasır gibi dönemin tağutundan özür dilememiştir. Seyyid Kutub’un kitaplarının Türkçeye tercüme ettirilmesinde MİT’ in elinin olması, bu, özü-sözü bir şehidin büyüklüğünden bir şey kaybettirmeyeceği gibi, Seyyid Kutub ve Mevdudi gibi alimleri mezhepsizlikle ve reformist olmakla suçlayanları da haklı çıkarmaz.
Çeviri eserlerde MİT’in politik hesaplarının olduğunu bilmeme rağmen, bu alanda Seyyid Kutub’un hedef seçilmesini duyduğumda ilk aradığım kişi, değerli dostum Mekki Yassıkaya oldu. Kendisi direkt İsmail Kazdal Beyle görüşmüş. Yassıkaya dostum gönderdiği mailde şunları yazmış:
Aziz Dostum,
Bana emanet ettiğin soru ile dolaşıp durdum. Nihayet bugün İsmail Kazdal ağabeyle görüşme imkanını bulabildim. Senin sorunu aynen sordum. Kazdal ağabey şunları söyledi:
“Seyyid Kutub’un eserinin Türkçeye tercüme edilmesinde MİT’in elinin olduğu maalesef doğrudur. “Daha o günlerde ben merhumun bütün kitaplarını tercüme ettirmeye başladım. O günlere göre zehir zemberek İslami düşüncelerdi bunlar.Her gün ne zaman derdest edileceğimizi beklemeye başlamıştık. Hiçbir şey olmadı. Hilal dergisindeki yazılarımda da öyle. Zaman geçince bir araştırıp öğrendik ki işin içinde devlet var. O dönem yükselişte olan Marksizme karşı İslam’ın eşitlikçi, adaletçi iktisadi kurallarını Seyyid Kutup üzerinden yönlendirme gayretleri varmış. Doğrudur ki, üstadın ilk tercüme eseri İSLAMDA SOSYAL ADALET ismiyle neşredilmiştir. Kitabı da o dönemin Maarif Küt. Müdürü olan İhsan Babalı’dır. Tercümeyi de sonradan MİT ajanı olabileceği şaibeleri olan Yaşar Tunagür yapmıştır. Halbuki kitabın orijinal ismi; ‘Ekonomik eşitlik’ şeklindedir ama o günlerin Marksist söylemine karşılık gelmesi için “İSLAMDA SOSYAL ADALET” ismiyle yayınlanması uygun görülmüştür.”
Dücane Cündioğlu kardeşim de bu konu üzerinde durmuş, İsmail Kazdal’ın ‘Serencam’ isimli kitabının 272. sayfasından alıntılar yaparak, konuyu gayet güzel izah etmiş.
Mekki Yassıkaya ağabey, Mümtazer Türköne’nin bu konuda yapılmış doğru ama sonucunun farklı kulvarlarda gezindiği tespitin sözcüsü olduğunu vurgulayarak, mailini şu şekilde sonlandırmış:
“Tabii böyle de olsa ben bunu, nasıl ki İmam Hatip’lerin açılma niyetinin tam zıddında konumlanmasıyla karşılaşılmışsa bunda da böyle hayırlı bir netice hasıl olmuştur diye yorumlamaktayım.
Bilmem sen ne düşünürsün?”
Bu konuda ben de Mekki ağabey gibi düşünüyorum. İmam-Hatip okullarının hangi amaçla açıldığını, fakat neye hizmet ettiğini görenler, tercüme eserlerin de kimin işine yaradığını görürler. Görürler görmesine de, tercüme eserlerin Türkiye İslamcılığına çok şey kattığını bile bile 2013’ün dünyasında, hem de köprülerin altından çok suların akmasına rağmen Seyyid Kutub’u Türkiye’ye MİT getirmiştir diyebilirler.
Şöyle bir düşünelim: Yükselen Marksizm dalgasına karşı hangi Müslüman, Seyyid Kutub’u okuyup da sistemin safında yer alıp Marksizmle mücadele etmiştir?. Zaten o kitaplar zulme başkaldırıyı öncülerken nasıl olur da tercüme eseri okuyup da Kemalist sisteme destek verilir? Cumhuriyetin ilk yıllarında devlet, merhum Elmalı Hamdi’ye de tefsir yazdırıyor, Mehmed Akif’e meal siparişi veriyor. Şimdi Elmalı Hamdi’yi okumayalım mı? Keşke Akif, meali yaktırmasaydı (hoş 1/3’lük bir mealini gördüm)da şimdi onu da okuyabilseydik. Kur’an şairi, Türkçe meal ile hedeflenen şeyi görmüş, zulme alet olmamak adına, bitirdiği meal çalışmasının neşredilmesine müsaade etmemiştir.
Tercüme eserler, İmam-Hatiplinin havzasına bilinç ve direniş ruhu üflemiş, darbecilerin ve karanlık odakların karaya oturttukları geminin kaptanlığına bir yiğit imam-hatipli geçmiştir. Yüce Rabbim nelere kadir değil ki? İsterse kafirler eliyle de kendi dinine hizmet ettirmez mi?

24 Mayıs 2013 Cuma

Reyhanlı belgelerini sızdıran asker tutuklandı

Hatay'ın Reyhanlı İlçesi'nde 51 kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırıyı yapanlarla ilgili Redhack grubunun yayınladığı Jandarma İstihbaratı belgelerini sızdırdığı iddiasıyla gözaltına alınan er M.U.K. tutuklandı.
Kızıl Hackerlar olarak bilinen bilgisayar korsanları grubu Redhack'ın, iki gün önce Jandarma İstihbarat Daire Başkanlığı'na ait Reyhanlı saldırısıyla ilgili belgeleri Twitter üzerinden yayınlanması üzerine soruşturma başlatıldı. Redhack grubunun Jandarma Komutanlığı'nın sitesini hacklediği iddiaları yalanlanırken, belgelerin Amasya Jandarma Komutanlığı'nda vatani görevini yapan er tarafından cep telefonuyla görüntülenerek sızdırıldığı ileri sürüldü. Bunun üzerine Amasya Jandarma Komutanlığı'nda başlatılan soruşturmada yazıcı olarak görev yapan 2 er gözaltına alınarak Sivas’daki Askeri Savcılığa sevk edildi.

Sorgularından sonra erlerden birinin olayla ilgili olmadığı belirlenirken, er M.U.K. ise tutuklanma istemiyle Sivas’taki 5'inci Er Eğitim Tugayı Komutanlığı Askeri Mahkemesi'ne çıkarıldı. Sorgusunda susma hakkını kullandığı belirtilen ve Redhack grubu üyesi olduğu ileri sürülen M.U.K. tutuklanarak Askeri Cezaevi’ne konuldu.
ELEKTRONİK HABERLEŞME OKUMUŞ
Redhack grubuna Reyhanlı belgesini sızdırdığı iddiasıyla tutuklanan askerin, Amasya İl Jandarma Komutanlığı'nda ulaştırma çavuş olarak görev yapan Uktu K. olduğu belirtildi. Aslen Zonguldaklı olan ve ailesiyle İstanbul'da oturan Utku K., 7 Kasım'da asker oldu. Balıkesir Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu Elektronik Haberleşme Teknolojisi Bölümü'nü bitiren Utku K. sosyal paylaşım sitesindeki bilgilere göre bir GSM şirketi ve vakıfta görev yaptı. Utku K. sosyal paylaşım sitesine en son 21 Mayıs 2013'te attığı mesajda 'Seni umursadığı kadar onu umursa. Ne bi eksik, ne bi fazla' yazdığı görüldü.
AİLESİ SİVAS'A GELDİ
Utku K.'nın tutuklanması üzerine yakınları da Sivas'a geldi. DHA'nın telefonla ulaştığı Utku K.'nın ablası olay hakkında aile olarak şu anda her hangi bir açıklama yapmamayı kararlaştırdıklarını dile getirdi.
Avukat olan abla sosyal paylaşım sitesinde şunları yazdı:
"Sevgili Arkadaşlarım, dostlarım ve yakınlarım; her birinizin mesajlarını aldım, alıyorum. Hepsi için çok teşekkür ederim, U...'da iletebildiklerim kadarıyla teşekkür ediyor. Bugünden itibaren hukuki süreci ve aile açısından bizi olumsuz etkilememesi için bir süreliğine sadece gerekli hallerde merakınızı gidereceğiz. Hassasiyet ve desteğiniz için teşekkür eder, olumlu haberlerle görüşmek üzere." DHA

Okul Ne İşe Yarar?

  Her kurum gibi okul için de bu "Okul ne işe yarar" sorusu sorulur ve sorulması gereken, çok önemli bir sorudur. Kişilerin nerede...