6 Haziran 2011 Pazartesi

SATRANÇ ÜLKESİNDE YOLCULUK

SATRANÇ ÜLKESİNDE YOLCULUK
En çok beğendiğim hikayem olan bu hikayemin "Satranç Ülkesinde Yolculuk" isimli kitap olarak çıkartmıştım.Tamamı renkli ve resimli olan bu özgün satranç hikaye kitabını merak edenler alabilirler.Kitapla ilgili bilgiyi Kitaplarım bölümünde ayrıntılı olarak görebilirsiniz.
KİTABIN İÇİNDEN BAZI RESİMLER
                        
                            

YENİDEN DOĞUŞ

YENİDEN DOĞUŞ 
Bir konuda, özellikle de sporda insanlar hep şunu sorarlar:``Acaba en iyi kim?``Bir Muhammed Ali, Tyson`ı ya da Capablanca, Kasporov`u yenebilir miydi? Ve bunun gibi sporda herhangi bir başarıya ulaşmış olan kimseleri, her zaman karşılaştırır ve``Acaba en iyisi kim?``diye sormadan edemeyiz. O zamana kadar hiçbir şey beni böylesine derinden etkilememiş ve hayatıma yeni bir yön vermeme neden olmamıştı. Bu soracak kadar da düşündürtmemişti. Benim için her zamanki sıradan bir cuma sabahıydı. Haftanın son işgününü, sadece, yapmam gereken bir iş seyahatine, istemeden de olsa hazırlık yaparak geçirmiştim. O zamanlar sigortacılık yapıyordum. İşim gereği sık sık seyahate çıkardım. O gün de yine kısa bir iş seyahati için, Stuttgart`a gitmem gerekiyordu. Uçaktan korktuğum için kara yollarıyla ulaşımımı sağlayacaktım. O gün tek teselli bulduğum şey, haftasonunun yaklaşmış olmasıydı. Hafta sonunun planını bile yapmıştım. Takımım Frankfurt`un, şampiyonluk için en önemli engel olarak gördüğü Bayern Münih`le maçı vardı. Haftalar önce maçın biletini de almıştım. Zaten Frangfurt`un maçlarını hiç kaçırmamaya çalışırdım. Bir de şu iş seyahatini atlatsam, ne iyi olurdu. Otobüs Stuttgart`a 20 km kala kaza yaptı. Ben o sırada uyuduğum için kazanın nasıl, ne şekil ve nerede olduğunu sonradan öğrendim. Geçirdiğim kazadan, bayıldığım ana kadar yaşadığım acıyı tahmin edemezsiniz. Kendime geldiğimde ki bu kazadan iki gün sonraymış, Frankfurt`tan 70 km uzakta bir hastanedeydim. Kaldığım hastane odasında, iki arkadaşım vardı. Onların ortasında gözlerimi açtığım zaman, sağımda kitap okumakta olan oda arkadaşım Ludwig, başıma gelenleri, yani geçirdiğimiz kazayla ilgili olarak duyduklarını anlattı. Ben kazayı, başıma aldığım bir kaç darbe ve sol ayağımdaki kırıkla atlatmıştım. Daha sonra öğrendiğime göre, bu oldukça ciddi kazadan kurtulan iki kişiydik. Diğer şanslı kişi, solumda her şeyden habersiz yatan zavallıydı. Ludwig oldukça zayıf, çok açık sarı saçlı ve bakışları kurbağayı andıran, şirin yüzlü,50 yaşlarında tipik bir Almandı. Anklam`da yaşamını sürdüren mühendis olduğunu, ama asıl mesleğinin satranç oynamak olarak kabul ettiğini söyledi. Elinde bir kitap vardı ve satranç tahtasında taşları hareket ettiriyordu. Tam bu sırada kader arkadaşım da kendine gelmiş; bizi dinlemeye olanları hatırlamaya çalışıyordu. Kendisine ne olduğunu sordu. Olanları anlattık. Biraz toparlanmaya çalıştıktan sonra, kendindeki hasarları anlamaya çalıştı merakla.
Ludwig,``Satranç oynamayı biliyor musunuz?``diye sordu bizlere.
``Hayır``dedim.``hiç öğrenecek vaktim olmadı.``Kader arkadaşım da ``hayır``anlamında başını salladı.
Ludwig,``Ben bir Grandmaster`ım (Büyükusta)``dedi.
``Bunu anlamı nedir?``diye sordum.
``Grandmaster satrançta alınabilecek en yüksek unvana verilen addır``dedi gururla. Macaristan`da düzenlenecek``First Saturday``turnuvasına gitmeye hazırlanırken, böbreklerinde çıkan bir problem yüzünden birkaç gün hastanede kalması gerektiğini söyledi.
Bir süre sonra GM Gudwig,``Benim şu müthiş oyuna bakmam lazım``diyerek, bizi umursadığını gösteren bir edayla kitabın sayfalarını karıştırmaya başladı. Kitaptan bakarak taşları hareket ettiriyordu. Derken bizimde duyabileceğimiz şekilde,``Bu konumda siyahlar ne oynamıştır?``diye mırıldandı ve kitabı kapattı. Satranç tahtasının üstündeki konuma konsantre olmaya çalışıyordu. Tahtaya bakarak, aşağı yukarı 10 dakika kadar düşünmüştü ki, birden kader arkadaşın yatağından zorla kalkarak dizili olan konuma doğru yaklaştı ve hipnozdaymış gibi``Kd2 oynadım``dedi.
GM Ludwig,``Hani siz satranç bilmiyordunuz ?``diye sordu kader arkadaşıma.
``Evet, ben de öyle sanıyordum``dedi.``Ama bu oyunu daha önce gördüğüm bir resimmiş gibi hatırlıyorum ve içimden bir ses bu taşı oynamam gerektiğini söylüyor.
``GM Ludwig şaşırarak kader arkadaşımın gösterdiği hamleyi incelemeye başladı.``Evet gerçektende akıllıca``dedi. Kitabına baktı ve``Oyunda da böyle oynanmış``diye ekledi. Sonra,``Kd2 sonrasını hatırlıyor musunuz?``dedi alaycı bir gülümsemeyle.``Evet rakip Vxd2 oynadıktan sonra,fxg5 oynamıştır``dedi kader arkadaşım.
GM Ludwig kitaba baktı ve``Benimle dalga mı geçiyorsunuz üstat, elbette siz bu oyunu bilecek kadar ustasınız``dedi taşları elini tersiyle iterek. Olanlara gerçekten de şaşırmıştım. Kader arkadaşımda satranç ustası mıydı? Satranç bilmediğini ve daha önce hiç oynamadığını söylerken yalan mı söylemişti? Ya da bütün bu hamle tahmin etmeler sadece bir uydurmaca mıydı? Hiç satranç oynamamış kader arkadaşım, kazanın da etkisiyle, geçmişinden bir takım şeyleri hatırlıyor olabilir miydi? Hayatıma yeni giren bu iki Tanrı misafirinin konuşmalarını ilgiyle dinliyordum. Derken kader arkadaşım, GM Ludwig`den okuduğu satranç kitabını istedi ve incelediği oyunun hangisi olduğunu sordu. GM Ludwig ,``Şu oyun``dedi;
``Zukertort - Chigorin, Viyana 1882,15. parti.
``Kader arkadaşım,``Chigorin, Chigorin, Chigorin``diye bu adı bir süre tekrarladıktan sonra,``Hayatımda ilk kez duyduğum bu adın sahibi, sanki benmişim gibi hissediyorum`` dedi. Ben hemen konuya atlayarak,``Chigorin de kim?``dedim.
GM Ludwig açıkladı:``1850 yılında doğmuş, Rus satranç ekolünün babasıdır, ilk Rus Gradmaster diyebiliriz``dedi. O zamanlar Dünya şampiyonası düzenlenmediği için, bu unvanı alamadığını da ekledi. Derken çantasından bir kitap çıkardı; Chigorin`in oyunlarının olduğu bir kitaptı bu. Kader arkadaşım oyuna baktı, taşları dizdi ve taşları hareket ettirmeye başladı. Ama bunları yaparken kitabı kapatmış, gözleri kapalı sanki geçmişte yaptığı çok olağan bir şeyi yaparmış gibi elleriyle taşları hareket ettiriyordu. GM Ludwig ve ben bu duruma çok şaşırmıştık. Kader arkadaşım daha önce hiç bilmediğini söylediği bir oyunu, doğduğundan beri oynuyormuş gibi doğal oynuyordu.
GM Ludwig ,``İnanamıyorum, sen şimdi bu oyunu gerçektende hiç bilmediğini mi söylüyorsun?``dedi sinirli ve şaşkın bir ifadeyle.
``Evet size şerefim üzerine yemin edebilirim``dedi kader arkadaşım, ben aslında satranç oynamayı bilmem ve hiç oynamamışımdır.````Peki nasıl olur bu?``dedi GM Ludwig.``İna hiç bir fikrim yok,ama sanki kazadan sonra geçmişimle ilgili bazı şeyleri hatırlıyorum,satranç da bunlardan biri olmalı``dedi.GM ,``İzin verirseniz sizi bir denemek istiyorum``dedi.Chigorin`in kitabını eline alıp sayfaları karıştırmaya başladı.Sonra oyunu okumaya başladı:
1.e4 e5 2.Af3 Ac6  3.Fb5 a6  4.Fa4 Af6  5.d3 d6  6.c3 g6  7.Ab2 Fg2  8.Af1 0-0  9.h3 d5   10.Ve2 b5   11.Fc2 d4  12.g4 Vd6  13.A1d2 Fe6  14.cd Ad4  15.Ad4 Vd4  16.Af3 Vb4...``derken, Kader arkadaşım,
``Tamam, tamam,``dedi,``Şimdi hatırladım, bundan sonraki kısmı ben gösterebilirim. Hatta size bir soru bile sorabilirim``dedi ve oyuna devam etti.``
17.Şf1 Vd6 18.b3 c5 19.Fb2 Ad7 20.Ag5 Ab8  21.Ae6 fe  22.Şg2 Ka7  23.Khf1 Kaf7  24.f3 Ac6  25.Vd2 Kf4  26.Kad1 Ve7  27.Ve1 Ff6  28.Ve2 Fh4  29.Fb1 h5  30.a3 hg  31.hg Vg5  32.Şh3 K8f7  33.Kc1 Vh6  34.ŞG2 Kh7  35.Kh1...``dedikten sonra ,``Burada siyah olsaydınız, ne oynardınız?``diye sordu.
 GM Ludwig`e.GM Ludwig,``Oyuna hiç konsantre olacak halim kalmadı,lütfen siz ne oynandığını gösterebilir misiniz?``dedi.
``35)...(boşluğu doldurun)``dedi Yeni Chigorin.
``Evet, adım gibi eminim, burada GUNSBERG,
36)....(Boşluğu doldurun)oynamış, ben de
37)...(Boşluğu doldurun)oynamıştım, iyi konumda kalmıştım ve birkaç hamle sonra beyaz oyunu terk etmişti``dedi.
``Hatta size yılını bile söyleyebilirim. O ay eşimle nişanlandığımız 1890 yılının Ocak ayıydı``dedi. GM iyice şaşırmıştı,``Chigori`nin ruhu senin ruhunda mı yaşıyor?``dedi aynı şaşkınlıkla.``Ben satranç yaşantıma Chigorin ile başladım, o benim örnek aldığım en iyi oyunculardan biridir``dedi. Bir süre kafa salladıktan sonra,``Benimle bir oyun oynar mısınız? dedi kader arkadaşıma.
                                           Kader arkadaşım-GM Ludwig
1.e4 c6  2.d4 d5  3.Ac3 dxe4  4.Axe4 Ff5  5.Ag3 Fg6  6.Af3 e6  7.Fd3 Af6  8.0-0 Fd6  9.Fg5 Abd7  10.Ke1 Vc7  11.c4 0-0  12.Fxg6 hxg6  13.Ve2 Ah7  14.Fd2 Kfe8  15.Ae4 Ff8  16.Afg5 Adf6  17.Vf3 Axe4  18.Kxe4 Axg5  19.Fxg5 f6  20.Fd2 Kad8  21.Kae1 Şf7  22.Fc3 c5   23.d5 exd5  24.Kxe8  1-0.
Evet, kader arkadaşım, GM Ludwig`i yenmişti. Ama bu galibiyeti aslında kader arkadaşım değil, Chigorin almıştı. GM Ludwig bu inanılması zor olay karşısında,``Evet sen o olmalısın`` dedi, artık bizde inanmıştık. GM Ludwig,``bu turnuvaya beraber katılalım``dedi Chigorin`e.Chigorin ,``Neden buna hakkım var mı? Neyi ispatlayacağım ki?``dedi. Kader arkadaşım, bir-iki saat içinde geçireceği komadan sonra, vücudunun bir kısmını felçli olarak yaşamını sürdürecekti. Hastaneden çıktıktan sonra, bir daha işime ve evime dönemedim. Hep şunu düşündüm; acaba kaç kişi işte böyle ünlü bir insanın ruhuyla dolaşıyordur. Kim bilir...  

ÇILGIN KORSAN VE SEVİMLİ TAVŞAN

ÇILGIN KORSAN VE SEVİMLİ TAVŞAN 
Çocuklar! Şimdi sıkı durun. Geçenlerde başıma gelen bir olayı sizlere anlatmak istiyorum.
         Sabah erkenden kalkmıştım. Kahvaltımı hazırlayıp sütümü içiyordum. Televizyonda ne var ne yok diye bakarken. Aaa!!! Benim en sevdiğim çizgi film başlamış: Çılgın Korsan ve yardımcısı. Hemen koltuğa kurulup izlemeye koyuldum. Bu Çılgın Korsan da çok şaşkındır ve beni hep güldürür. Neyse, siz de belki o bölümü izlemiş olabilirsiniz ama ben yine de anlatayım.
         Çılgın Korsan yine her zamanki gibi gemisiyle hazine aramaktadır. Birden çok güçlü bir fırtına kopuverir. Gemi bir o yana bir bu yana sallanır. Hatta ters dönüp tekrar düzelir. Derken fırtına dindiğinde birde bakarlar ki ıssız bir adaya düşmüşler.
         Çılgın Korsan hemen yardımcısına, “ Benim gördüklerimi sende görüyor musun? Allahım ne büyük şans! Hazine dolu bir adaya mı düştük acaba? Haydi hemen hazineyi aramaya koyulalım” der.
       Yardımcısı: “Ama kaptancığımmm” derken “ Sus, sus” der Çılgın korsan  ve birlikte yürümeye koyulurlar.
         Derken birden çok gürültülü bir sesle zil çalmaya başlar. Zırrrr. Çılgın Korsan sağına soluna bakınırken sesin nereden geldiğini bulur: Yardımcısının karnından…
         Çılgın Korsan, yardımcısına dönerek, “Şu karnını hemen yiyecekle doldurmalıyız. Yoksa kafayı yiyeceğim” der. Sonra, bir havuç tarlası görüp hemen saldırıya geçerler. Birazını yedikten sonra her taraflarına havuçları doldururlar. Ceplerine, gömleklerinin içine, hatta çoraplarının içine bile(iyyy), her tarafları havuç içinde yürümeye çalışırlarken
Çılgın Korsan’ın yardımcısının sırtından birisi dürter.
         Çılgın Korsan bir bakar ki bu Sevimli Tavşan (hani komşu kanalda oynayan diğer sevimli çizgi film kahramanı)
         Sevimli tavşan, “ Benim havuç tarlama girip havuçlarımı izinsiz almışsınız,” der kalın bir ses tonu ile. Çılgın Korsan da “ Tamam ne yapabiliriz ki? Biz zaten korsanız, hem sen kendi kanalına gitsene, burada işin ne! der. “Benim tatil için geldiğim ıssız adaya gelen sizsiniz, asıl siz gitmelisiniz,” der Sevimli Tavşan.
         Çılgın Korsan, o sırada Sevimli Tavşan’ın tatilde canı sıkıldığı zamanlarda oynamak amacıyla yanına aldığı satranç takımını götürür ve Çılgın Korsan’ın kafasında ampul yanar, yani aklına parlak bir fikir gelmiştir.
         “Peki,” der Çılgın korsan. “ Sana bir şans veriyorum. Birlikte satranç oynayalım, kaybeden gitsin.” ( Çılgın korsan her zaman iyi bir satranç oyuncusu olduğunu iddia eder de.) “ Tamam .” der Sevimli Tavşan ve oynamaya başlarlar.
         Beyazlar Sevimli Tavşan, siyahlar Çılgın Korsan ve yardımcısı olur.
         Oyun şöyle gelişir:
            1) e2-e4 ( Sevimli Tavşan’dan iyi bir başlangıç.)
1)…h7-h6 (Aman Allahım bu da ne!!!)
 2) d2-d4 ( Beyaz merkezi ele geçirip arkadaki taşlara yol açtı.)
2)…a7-a5 ( Çılgın Korsan ne de komik oynuyor şu satrancı yahu…)
 3) Ag1-f3 ( Sevimli Tavşan taşlarını geliştirmeye başladı.)         
3) …Ab8-a6 (Çılgın Korsan atıyla daha iyi gidebileceği bir yer varken kenara gidiyor.)
 4) Ff1-c4
4) …Ka8-b8 ( Ayy! Ne saçmalık, bakamayacağım. Bu gidişle Çılgın Korsan oyunu kaybedecek galiba.)
 5) Af3-e5
5) …g7-g6 ( Yahu, bu Çılgın Korsan da tam bir şaşkın!!! Bu hamleyi yaparken yardımcısı kaptanı uyarmak için “Ama kaptancığım “derken “ Sus, sus. Ben ne yaptığımı biliyorum” der kaptan.
 6) Fc4-xf7 MAT…
…Ve Sevimli Tavşan oyunu kazanır.
Dikkat ettiyseniz, beyazlar taşlarını bir planla geliştirmeye çalışırken, siyah, sadece öylesine taşlarını hareket ettirdi. Bu yüzden de daha açılışta oyunu kaybetmiş oldu. Her şeye rağmen Çılgın Korsan tam bir centilmen satranç oyuncusu gibi davranarak Sevimli Tavşan’ı tebrik edip sözünde durdu ve adayı terk etti.  

SATRANÇ CANAVARI

SATRANÇ CANAVARI 
Çook çok eski zamanlarda, dedelerimizin dedesinin dedeleri zamanında çok güçlü bir satranç canavarı varmış. Bu satranç canavarı önüne gelen oyuncuların hepsini yeniyor ve rakiplerinin bütün taşlarını yemeye bayılıyormuş. Satranç oyununun amacının taş yemek olduğunu sanıyormuş.
         Günün birinde bir satranç bilgesiyle tanışmış.
Canavar, satranç bilgesine;
—‘Seninle satranç oynayıp bütün taşlarını yemek istiyorum ve seni yenmek istiyorum’ demiş.
Satranç bilgesi de
—‘Ama ben satrancı eğlenmek için, oyun olsun diye oynuyorum’ demiş.
Satranç canavarı:
—‘Hayır; ben senin bütün taşlarını yiyeceğim, seni yiyeceğim ve oyunu da kazanacağım işte ’ demiş.
 
-‘Peki, tamam; oynayalım bakalım’ demiş satranç bilgesi.
Oyuna başlarken, satranç canavarı siyah orduların komutanı, satranç bilgesi de beyaz orduların komutanı olmuş. Birbirlerine başarılar dileyip oyuna başlamışlar. Oynarken şöyle bir konum olmuş.
Satranç Canavarı
 
Satranç Bilgesi 
Bu konum da siyahlar (satranç canavarı) taş yemeye bayıldığı için  1) … Fg4xd1 oynamış.
Satranç Canavarı
 
 Satranç Bilgesi 
Soru 1: Bu hamleden sonra beyaz (satranç bilgesi) çok kuvvetli hamleler yaparak oyunu kazanmış. Nasıl?
Soru 2: Acaba satranç canavarı 1) … Fg4xd1 hamlesi yerine ne oynayabilirdi?
Bundan sonra satranç canavarı düşünmeden oynamanın çok kötü bir şey olduğunu, her zaman çok taş yemenin önemli olmadığını ve esas önemli olanın rakibimizin ne düşündüğünü dikkate alarak oynamak olduğunu anlamış.  

SATRANÇ KULÜBÜNDE CİNAYET

SATRANÇ KULÜBÜNDE CİNAYET
Çocukluk yıllarında yaşamış olduğum ve size anlatacağım bu hikâye bizim kuşağın unutulmaz bir efsanesiydi. Ben o zaman daha 10 yaşındaydım.
         1988 yılı İzmir’in sıcak bir yaz günü -16 Ağustos- her zaman yaptığım gibi erkenden-kahvaltımı yapar yapmaz- satranç kulübüne gitmiştim. Okullar tatil olduğu için yaz boyunca zevkle yaptığım tek eğlence buydu. Kulübe girer girmez kitaplıktan Bronstein’ın 1953 Zürih kitabından bir oyun incelemeye başlamıştım. Bütün dikkatimi toplayıp oyunda yapılan hamleleri anlamaya çalışırken birden kulüpte bir bağırış koptu.
         -Polis,pooliss...imdat!!!...yetişin.....
         Herkes telaş içinde içeriye doğru koşturdu ve bağırış artarak devam etti. Sesler o kadar yüksekti ki evi kulübün hemen karşısında olan kulübün emektar satranççılarından Komiser Vedat Bey hemen kulübe geldi.
         —Neler olduğunu sordu. Bir şeyler söyledi ve kimsenin dışarıya çıkıp çıkmadığını sordu.
—Hayır, kimse dışarıya çıkmadı.-
Vedat Bey hemen kapıyı içeriden kilitledi.
Bense bir köşede korku ve heyecan içinde olayları izliyordum. Bugün sıradan bir yaz günü değildi artık.
Komiser Vedat Bey hemen içerideki odalardan birine girdi. Kulübün sevilen satranççılarından Emekli Öğretmen Mehmet Bey’in satranç tahtasının önünde yüzü masaya dayanmış bir şekilde yatmakta olduğunu gördük. Maalesef ölmüştü.
Komiser Vedat Bey, polis ekibi gelene kadar ilk incelemelerini yaptı. Ne yazık ki bu trajik ve korkunç olayı gören hiç bir tanık yoktu. Bilinen tek şey Mehmet Bey’in katiliyle oyun oynadığıydı. Dolayısıyla katil aramızdan birisiydi ama kim?
Kulüpte o sırada benden başka 4 kişi daha vardı. Bu 4 kişide kulübün kuvvetli oyuncularıydı. Hepimizde birbirimizden habersiz – tabi ki sadece Mehmet Bey ve Katili birbirinden haberdar - farklı odalarda bulunuyorduk. Bunun içinde Mehmet Bey’in kimle satranç oynadığı belli değildi.
Komiser Vedat Bey, Mehmet Bey’in Katiliyle oynadığı oyuna baktı.
                                                             Katil
                                   
                                                         Öğretmen Mehmet Bey
ve konuma dikkatlice baktıktan sonra Komiser Vedat Bey, zanlılara 2 soru sordu ve olayı çözdü.
         1.Soru: Diyagramdaki konumda ne oynardınız?
         2.Soru: Siyahlarla 1)e4’e karşı ne oynuyorsunuz.
                                    ZANLILAR
Zanlılar bu 2 soruya şu cevapları verdiler:
                 
Avukat Ali Bey          Ressam Yakup Bey       Mimar Sedat Bey            Doktor Osman Bey
1.soru:1.h2-h4             hamle kimde ki?        1....  Ac6-e5                   1....a7-a6
2.soru:1...e5               1...d5 ile İskandinav      1...c5 ile Sicilya             1....c6 ile caro-kann
                 
       ve bütün bu sorulardan sonra Komiser Vedat Bey kapıdan henüz girmiş olan polis ekiplerine kimi sorgulamalarını emretti. Neden?                                            
CEVAP:                                                                                                                         
Çünkü
1.soru: Hamle sırasının kimde olduğu verilmediği halde Ali, Sedat ve Osman Bey hamle söyledi. Üstelik Mimar Sedat Bey’in söylemiş olduğu hamle Sicilya Açılışının önemli bir devam yolu idi.
2.soru:  Diyagramda ki konum Beyazların e4’e karşı c5 oynayarak devam eden Sicilya’nın Dragon devam yolundaki bir konumdu. Sicilya’yı tek bilen ve oynayan Sedat Bey idi.  
Not: Tabii ki bu hikâye kurmaca bir hikâyedir. İzmir Satranç Kulübünün çok sevilen satranççılarından emekli emniyet müdürlerinden Vedat Amcamıza    itafen yazmıştım.

SATRANÇ ÖĞRETMENİM

SATRANÇ ÖĞRETMENİM
Satranç sınıfımız çok kalabalıktı, üstelik satranç oynamayı da bilmiyordum. Acaba satranç öğrenmese miydim? Ama annem bana satranç oynarsam akıllanacağımı ve yaramaz bir çocuk olmayacağımı söylemişti. Ben de artık uslu olmaya karar vermiştim. Bu yüzden de satranç öğrenmeliydim.
Öğretmenimiz daha sınıfa gelmemişti. Hepimizin önünde satranç tahtası vardı. Ben aslında Utku’ larda geçen yaz satranç takımı görmüştüm ama pek dikkatli incelememiştim. Zaten Utku da satranç oyununu saklambaç gibi oynayıp sadece taşları saklamasını biliyordu. Ben satranç taşlarının hiç bu kadar çok olabileceğini tahmin etmemiştim. Hemen taşlarla oynamaya karar verdim. Kül tablasına benzeyen köşedeki taşlarla, diğer taşları da birbirlerinin üzerine koyup kuleler yaptım. Önde duran küçük boylu taşlarla da kulelerin önünde yuvarlaklar yapıyordum. Hatta bu taşlarla çiçek bile yapmıştım. Arkadaşım Mehmet ise satranç oyununu daha değişik oynuyordu. Satranç oyununun savaş oyunu olduğunu söyledi. Satranç taşlarını birbirine tokuşturup benim yaptığım kuleleri taşlarıyla vurup bozuyordu. Bense böyle vurmalı oyunları hiç sevmezdim ki tam bu sırada ‘Hepinize Merhaba Arkadaşlar’ diyerek Satranç Öğretmenimiz girdi. Hepimiz susmuş öğretmenimize bakıyorduk.
Satranç oyunu iki kişinin karşılıklı oynadıkları bir düşünce oyunudur dedi. Benim önümdeki satranç taşlarına bakarak satranç oyununu birbirinden faklı 6 taşın hareketlerini öğrendikten sonra oynayabiliriz dedi.
Hepimizin isimlerini tek tek sordu. Ben heyecandan titrek bir
Sesle AA A A-Y-Ş-E dedim. Sonra öğretmenimiz satranç tahtamızı gösterdi. Satranç tahtasında evleri gösterdi ve bu evlerin komşuları olduğunu söyledi. Yanyana, üstüste, çapraz olarak birbirleriyle oturan evlerin komşularını öğrendik. Hatta çaprazın sesini bile dinledik. Sonra satranç tahtamızdaki evlerde oturan taşların isimlerini öğrendik.
ŞAH, VEZİR, KALE, FİL, AT, PİYON ’muş.  
          Öğretmenimiz ‘Ama satranç oynayabilmek için acele etmeyin.’ dedi. Satranç oynayabilmek için her taşın özelliklerini bilmemiz gerekiyormuş. Kimi taşlar çok yavaş kimisi hızlı kimisi yampirik, çapraz kimisi düz gidermiş.
 Bütün taşların hareketlerini ve kurallarını öğrenmiştik.
Satranç oyunu ne kadar da kolaymış. Ben de bazı şeyleri hissetmeye başlamıştım. Evet, kafamın içinde kıpırtılar oluyordu. Bende satranç oyununu öğrendiğime göre;
Yaşasın !!!
Bende artık akıllı bir çocuk olmuştum.    

HAYLAZCAN

HAYLAZCAN
         Evvel zaman içinde kalbur saman içinde Haylazcan isminde bir çocuk yaşarmış.
         Bu Haylazcan ismindeki çocuk  oyuncaklarını dağıtır ve onları pek iyi kullanmazmış.Hatta oyuncaklarıyla oynarken onları kırar yada bozarmış.
         Haylazcan’ın odasında bir sürü oyuncağı varmış .Odasının bir köşesinde de hiç oynanmadan duran her tarafı tozlanmış tahtadan bir satranç takımı dururmuş.Birgün Haylazcan  bütün gece odasını dağıtıp oyuncaklarıyla oynadıktan sonra çok yorgun düşerek yatağında uyuyuvermiş.Bir süre sonra odadan;
 -Hey, şişt !!  -diye bir ses duyuvermiş.
‘kim var orada’ diye, seslenmiş, Haylazcan
-biziz ,biz -   demiş birileri,
‘siz kimsiniz’    demiş Haylazcan
-biz senin bir köşede unuttuğun satranç taşlarınız demiş.Filler,Atlar,piyonlar,vezirler,kaleler ve şahlar.
‘Çok üzgünüm ama benim bir sürü oyuncağım var ne yapabilirim ki sıra size hiç gelmiyor.'demiş, Haylazcan.
‘Satranç taşları da;
-sen bir kere bizim nasıl hareket edebileceğimizi öğren.Planlarla nasıl mücadele edebileceğimizi izle.O zaman hep bizimle oynamak istersin.’ demiş.
Veee satranç taşları oynamaya başlamış. Her iki tarafın Şahları, ordularını yönetiyormuş.Her iki tarafın şahı da taşlarına emirler vererek seni seçtim Kale ya da Filim,Atım,Vezirim yada piyonum diyerek ordularını yönetiyormuş.
 Taşların planlarla mücadele etmesi Haylazcan’ın çok hoşuna gitmişti. Siyahın Şahına kaçsana  Şah diye bağırmış ki;
Tam o anda uykusundan uyanmış ve şaşkın şaşkın etrafına bakınmış.Herşey rüya mıydı  demiş ve koşarak satranç takımının yanına gitmiş ki ne görsün.Satranç taşları rüyasında gördüğü oyunun aynısıymış.Konum şöyleymiş.
 Yukarıdaki konumda Haylazcan neden siyahın şahına kaç demiş olabilir.
Beyazın amacı nedir? Sen siyahlar olsaydın ne oynardın?
1)Beyaz oynar 2 hamlede mat eder.Nasıl?
2)Siyah beyazın matını nasıl engelleyebilir?
Tahtadaki soruyu çözdükten sonra Haylazcan, haklısınız galiba diyerek
bundan sonra satranç takımıyla oynamaya karar vermiş ve o günden
sonra ne zaman canı oyun oynamak istese satranç takımına da şans vererek güzel güzel oyunlar oynamış.Böylece satranç oyunundaki gücüde iyice artmış.

Okul Ne İşe Yarar?

  Her kurum gibi okul için de bu "Okul ne işe yarar" sorusu sorulur ve sorulması gereken, çok önemli bir sorudur. Kişilerin nerede...